Paul Klee Kimdir? Paul Klee Hayatı

Paul Klee; Alman kökenli olup aslen İsviçreli bir ressamdır. Sanat yıllarının en başlarında oryantalizmi öğrenmiştir. Kendine has bir görüşle dışavurumculuk, kübizm, gerçek üstücülük gibi pek çok akıma yön veren bir ressam olmuştur. Renk teorisi hakkındaki tecrübelerini anlatan bir esere sahiptir. 1879 yılında aralık ayında dünyaya gelen ünlü ressam; İsviçre’de çocukluk yıllarını tamamlamıştır.

Oldukça yakın arkadaş olan Wassily Kandinsky ile Bauhaus okulunda eğitmenlik yapmaya başlamışlardır. Burada geçirdikleri yıllar boyunca eğitim vermeye devam etmiş, aynı zamanda eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserler sayesinde ün yapmışlardır.

Küçük yaşlardan itibaren hem resme hem de müziğe ilgi duymaya devam eden ressam; iki sanatın ortak bir paydada birleşebileceğine inanmaktadır. Yaşadığı dönemde bu gibi anlayışlara pek yer olmadığından ortaya koyduğu eserlerde bu düşüncesi fazla benimsenmemiştir. Daha sonraki yıllarda görsel sanatlara olan ilgisinin daha fazla olduğunu anlamış ve müzikle ilgilenmemeye başlamıştır. 19 yüzyılda ünlü bir müzisyen olmak yerine ünlü bir ressam olmayı tercih etmiştir. Paul Klee bu anlamda kendini müzikten soyutlamıştır.

Paul Klee Erken Dönem Sanat Çalışmaları Hakkında

1906 yılında bir müzik öğretmeniyle evlenmiş ve kendisi dergilere resim yaparken eşi de müzik dersleri vermeye başlamıştır. Ancak bu işten sıkılan ve başarılı olamayacağını düşünen Paul Klee; Voltaire romanı Candide için resim çalışmaları yapmaya başlamıştır. Bu süreçte öncü sanatçılardan Wassily Kandinsky ve Franz Marc ile tanışmıştır. Bu sırada ‘Mavi Süvariler’ isimli sanat grubuna dâhil olmuştur.

1912 yılından itibaren Kübizm akımına ilgi duymaya başlamıştır. Saf resim olarak bilinen soyut resmin öncülerinden biri olmuştur. Robert Delaunay ve Maurice de Vlaminck isimli; soyut eserler veren bu ressamlar; kendisine ilham kaynağı olmuştur. Ancak bu ressamları tam olarak taklit etmemiş ve kendi renk dünyasından bir teknik oluşmuştur. Renklerin kısıtlı tonlarını bir araya getirerek Taş Ocakları eserini meydana getirmiştir. Bu gibi basit manzara resimlerinde ona ve onun gibi sembolist aynı zamanda kübist ressamlar için derin ifadeler bulunmaktadır.

Sanatının Kırılma Noktası Nedir?

Oldukça ünlenen ve kendi tarzını oluşturan Paul Klee; sanatında kırılma noktasını Agusta Maçken ve Lois Milliyet ile tanışması ve Tunus’u ziyaret etmesine bağlamıştır. Bu mistik ülkede bulduğu ışık tekniği nedeniyle tüm sanat anlayışı yerle bir olmuştur. Orada bulunan ışığın kalitesinden çok etkilendiğini sürekli olarak belirtmiştir.

Bu aydınlanmadan sonra doğa ve sembolizmin renkler ile birlikte farklı bir şekilde yansıtılması anlayışını geliştirmiştir. Bu anlayışa uygun olarak Dramatik Tablolar serisini başlatmıştır. Renk ve soyutlama sanatını klasik anlayışı ile birleştirdiği yeni anlayıştaki en önemli eseri Bavyeralı Don Giovanni ‘dir.

Dünya Savaşı Eserlerine Genel Bakış

Paul Klee; Tunus’tan evine döndüğü yıl içerisinde Dünya Savaşı başlamıştır. Ancak kendisi bu olayla hiç ilgilenmemiş hatta üzerine alaycı bir yaklaşımda bulunmuştur. Ancak daha sonraları ister istemez savaşın etkilerini hissetmeye başlamıştır. Bu dönemde verdiği eserlerde; savaş teması içeren pek çok litografi meydana getirmiştir.

Kalem ve mürekkep kullandığı bu eserler sayesinde kariyer olarak daha da parlamıştır. Kendisi hakkında pek çok ressam tarafından övgüyle bahsedilmeye başlanmıştır. Sanat çalışmalarına savaş boyunca devam etmiş hatta sergiler açmıştır. Bu dönemde resimleri hiç olmadığı kadar iyi fiyatlarla satılmaya başlamıştır.

Savaş Yıllarından Sonraki Kariyerine Genel Bakış

1919 yılına geldiğinde Duesseldorf Sanat Akademisine başvuruda bulunmuştur. Ancak kendisine olumlu cevap verilmemiştir. Bu olumsuz gelişmenin üzerine sanat tüccarı olan Hans Goltz ile üç senelik bir anlaşmaya imza atmıştır. Goltz; herkes tarafından bilinen bir sanat galerisine sahip bir tüccar olduğundan Paul Klee reklamını bu sanat galerisinde yapmıştır. Bu sanat galerisinde sanatçının 300 eseri sergilenmiştir.

Daha sonra dostu olan Kandinsky ile birlikte çalıştıkları Bauhaus bünyesinde sanat ve akımlar ile ilgili teoriler üretmeye devam etmiştir. Bu sırada kendi sanat sergisini açmıştır. 1933 yılında Nazi hareketi ile Naziler; yozlaşmış buldukları için Bauhaus’u kapatmışlardır. Naziler tarafından işinden edilen ünlü ressam bir süre bu sorun yüzünden sıkıntı çekmiştir. Daha sonra büyük bir hayranlık beslediği Picasso ile tanışmıştır.

Bu yıllarda sanatının doruğunda olduğu herkes tarafından söylenmeye başlamıştır. Ad Parnassum isimli tablosu ile ününe ün katan ressam; paletinde ve tekniğinde bazı değişikliklere gitmeye başlamıştır. Bu değişiklikte; hayatının yönünün karamsar bir havada devam etmesinin payı vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir