Otto Dix Kimdir? Otto Dix Hayatı

Otto Dix

Otto Dix; 1891 yılında Almanya’da dünyaya gelen ünlü bir ressam ve aynı zamanda baskıcıdır. Weimar Cumhuriyeti karşıtı söylemleriyle ünlenmiş ve yeni nesnellik akımının öncülerinden olmuştur. Babası ve annesi zamanlarını çalışarak geçiren işçi sınıfından iki insan olarak bilinmektedir. Genç yaşlarından itibaren resme ve baskıya karşı ilgisi olan ünlü ressam; çocukluk yıllarından itibaren resim yeteneği ile ön plana çıkmıştır. Kuzeni ressamdır ve onun atölyesinde hiç sıkılmadan saatlerce kalmıştır. Burada öğrendiği derin resim bilgisini sonraki sanat hayatında kullanmıştır.

İlkokul öğretmeni sanatçıyı resim yapma konusunda teşvik etmiş ve kendisinin bu yönde eğitim alması yönünde telkinlerde bulunmuştur. Carl Senf öğrencisi olmuştur ve onun yanında çırak olarak çalışmaya devam etmiştir. Bu yıllarda oldukça yetenekli olduğunu ispatlayan pek çok manzara resmine imzasını atmıştır. Otto Dix daha sonraki yıllarda resim yapmaya ve resim yaptıkça artan bir istekle resim bilgisini geliştirmeye devam etmiştir.

Dünya Savaşı patlak verdiğinde savaşa katılmış ve gönüllü olarak çatışmaya girmiştir. Pek çok kez ciddi bir şekilde yaralanmış ve savaş sonrası madalya almıştır. Bu yıllarda savaşta gördüklerinden dolayı oldukça etkilenmiş olup; savaş etkilerini resim sanatına yansıtmıştır. 1924 yılında ‘Savaş’ ismini verdiği bir gravür serisi yapmıştır.

Otto Dix’in Savaş Sonrası Eserlerine Genel Bakış

1918 yılında yaşadığı yer olan Gere’ya geri dönmüştür. 1919 yılına kadar klasisizm akımıyla eserler veren ünlü ressam; bu akımın kendisine göre olmadığını anlamış ve dışa vurumculuk akımıyla eserler vermeye başlamıştır. Bu akım; kendisine daha yakın gelmiş ve doğada gördüğü veya savaşta yaşadığı olayları kendi duyguları ile anlatmayı resim sanatına daha çok yakıştırmıştır.

1920 yılında George Grosz ile tanışmıştır. Bu ressamla tanışması kendisinin hayatında pek çok köklü değişiklik yaşamasına neden olmuştur. Dada akımına katılan Otto Dix; Berlin’de yapılan bir sergiye eserlerini göndermiştir. Bu sergide oldukça yankı uyandıran eserleri sayesinde ününe ün katmaya başlamıştır. Aynı senenin içerisinde ‘Alman Dışavurumcular’ isimli gruba katılmıştır.

1924 yılından sonra zamklı bir boya ile alt resim üzerine ince bir cila kullanarak fazlasıyla gerçekçi bir görünüm elde etmeyi başaran ünlü ressam; bu çalışmasıyla oldukça ilgi görmeyi başarmıştır. Eski ustaların eserlerinden esenlenerek yola çıktığı bu teknik; kendisinden sonra gelen ressamlara da ilham kaynağı olmuştur. 1923 yılında çizdiği ‘Siper’ isimli tablosunda; savaşta çatışma yaşamış ve organları dışarı çıkarak çürümüş bir askeri resmetmiştir. Bu eser o kadar gerçekçi bir şekilde resmedilmiştir ki izleyenler resme bakmakta zorlanmıştır.

Otto Dix ve Yeni Nesnellik Akımı

Otto Dix; 1925 yılında Manheim’de açılmış olan ‘Yeni Nesnellik’ sergisinin en önemli katılımcılarından biri olmuştur. George Grosz, Max Bechmann gibi pek çok ünlü ressamın bulunduğu sergi; sanat çevresinde oldukça yankı uyandırmıştır. Kendisi gibi asker olanları resmettiği bu eserlerinde çağdaş alman toplumunu eleştirmiştir. Vahşet, yaşlılık ve ölüm gibi toplumun kasvetli yönlerini resmin konusu yapmıştır.

En çok bilinen eserlerinden biri olan Triptik eseri ‘Metropolit’ önemli eserler arasında gösterilmektedir. Ressamın bu çalışması bir politika eleştirisi olarak görülmektedir. Savaş sonrası yaşanan finansal zorluklara rağmen zevk ve sefadan vazgeçmeyen hükümeti aşağılamak için yapılan bir portredir. Diğer bir portresi yeni nesnellik akımına örnek olarak yaptığı ‘Sylvia fon Hardken’ eseridir. Savaşın çirkin yüzünü göstermek için resmettiği bu eserde askerleri ayaksız ve elsiz olarak kullanmıştır.

II. Dünya Savaşı Sonrası Eserlerine Genel Bakış

Naziler Almanya’da güç toplayıp egemenliklerini kurmaya başladıktan sonra önemli bir ressam olan Otto Dix; eserlerini yozlaşmış bulmuş ve sanatını aşağılamışlardır. Devamında ise ünlü ressamın eserlerini toplatmışlardır. Dresden Akademisi’nde yaptığı öğretmenlik görevinden zorla alınmıştır.

Ünlü sanatçının eserleri daha sonra Dejenere Alman Sanat sergisinde yayınlanmıştır. Daha sonra da değersiz oldukları söylenip bu eserler yakılmıştır. Sergilenen iki tablo; dönemin en güzel eserlerinden olan ‘Siper ve Savaş Topalları’ adını taşımaktadır.

Otto Dix’in Sanat Hayatı Hakkında

Ünlü ressam Göbelse yönetiminde bulunan Kültür Bakanlığı’nda diğer ressamlar gibi zorla çalıştırılmaya başlamıştır. Kendisine sadece manzara resimleri çizeceği konusunda yemin ettirilmiştir. Ancak ünlü ressam bu yemine sadık kalmamayı ve eleştirel resimler yapmayı tercih etmiştir.

Bundan dolayı tutuklanmış ancak bir süre sonra serbest bırakılmıştır. Kendisi Adolf Hitler karşıtı bir ressam olarak tanınmış ve egemen olan Nazilerden korkan herkes tarafından dışlanmıştır. Otto Dix; bu dönemden sonra resme küsmemiştir. Ancak resimlerini açıktan açığa sergilemekten vazgeçmiştir.

Osman Hamdi Bey Kimdir? Osman Hamdi Bey Hayatı

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey; 1842 yılında dünyaya gelmiş Osmanlı Dönemi ressamlarındandır. Aynı zamanda müzeci, arkeolog ve araştırmacıdır. Bunların yanı sıra Kadıköy ilçesinin ilk belediye başkanıdır.

Hiç durmadan çalışan ve farklı alanlarda etkinlik sürdüren ünlü ressam; aynı zamanda ilk Türk arkeolog olarak bilinir. Bağdat bölgesinde arkeolojik çalışmalar sürdürmüş ve Osmanlı’da bu çalışmaları yapmak için gerekli yasaların çıkarılması konusunda ön ayak olmuştur. Bunu takip eden yıllar içerisinde Osmanlı’da ilk arkeoloji çalışmalarına başlamıştır. Bu çalışmalarla Osmanlı modern arkeolojisinin temellerini atmıştır. En önemli arkeoloji çalışmalarını Lübnan’da bulunan Sayda Kral Mezarlığı’nda yapmış olup; dünya çağında bir üne sahip olan İskender Lahdi’ni bulmuştur.

Osman Hamdi Bey; tam olarak 29 yıl İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin müdürlüğünü yapmıştır. Bu görevi süresinde de buranın dünyaca ünlü müzeler arasına girmesini sağlamıştır. Bu özelliklerinden dolayı ünlü ressam ilk Türk müzelerinin kurucusu olarak isimlendirilmiştir.

Osman Hamdi Bey Hangi Sanat Akımından Etkilenmiştir?

Ünlü ressam romantizm akımından etkilenmiştir. Romantizm akımı; 1800 yıllardan itibaren Avrupa Edebiyatı’nda doğmuş müziği, resmi ve diğer sanatsal eserleri etkilemiş bir akımdır. Bilimsel rasyonalizme ve klasizme bir tepki olarak doğmuş ve Osmanlı döneminde de pek çok sanatçı tarafından benimsenmiştir. Duygu ve düşüncelerin ön plana çıktığı akımda realizm tersi bir tema hâkimdir. Osman Hamdi Bey bu temayı özellikle kendi kurguladığı figürlü kombinasyonlarında kullanmıştır. Daha önce resimde böyle bir gelenek olmadığı için; ünlü ressam bu konuda da bir ilki ortaya koymuştur.

Klasisizm ve realizm öncülüğünde bilimsel ve sanatsal çalışmaların ilerlemesine yardımcı olmuştur. Romantizmde; sanatın daha içi dolu bir çalışma olmasını sağlamıştır. Ünlü ressam bu şekilde düşünüp her iki akıma da yakınlık duymuştur. Klasisizm ve romantizm onun için ölümsüz eserler vermesine yardımcı unsurları resimde kullanmasında etkili olan akımlardır.

İnsan hakları, özgürlükler, adalet gibi konular ancak bu akımların etkisiyle resmin konusu olabilmiştir. Bunun dışındaki akımlar düşsel birer çalışma olmaktan öteye gidememiştir. Romantizm akımı; tamamen klasisizme tepki olarak doğmuştur. Ancak usta olan ressam bu konuda her çalışmasında olduğu gibi oldukça başarılı olmuştur.

Ünlü Ressamın Sanat Anlayışı Hakkında

Romantizm akımı etkisinde resim yapmaya devam eden ünlü ressamın sanat anlayışı Osmanlı döneminin çok ötesindedir. Bu kapsamda pek çok ressama ilham kaynağı olan eserler ortaya koymuştur. Manevi ve maddi yönden oldukça değerli eserlere imza atmış olan Osman Hamdi Bey; sanatın toplum için olduğuna inanmıştır. Ona göre toplumun sanatı anlaması ve sanatla yaşaması sayesinde pek çok sorun kökünden halledilebilirdi. Sanatsız olan bir toplumun ilerleme göstermesi imkânsızdır. Sadece bilim ve diğer konularla ilgilenmek insanlık için yeterli olmayacaktır.

Ünlü ressamın sanat ile ilgili düşünceleri romantizm akımının etkisiyle şekillenmiştir. Kendisi duygu ve düşüncelerin sanat alanında daha önemli olduğunu düşünmektedir. İnsanın yaşadığı acıları yansıtan bir sanat eseri daha değerlidir. Soylu sınıfının sorunları ise; onu sanat anlamında ilgilendirmemiştir.

Osman Hamdi Bey’in Eserlerine Genel Bakış

İlköğretim hayatından itibaren sürekli resim sanatıyla ilgilenen Osman Hamdi Bey; henüz 12 yaşındayken yaptığı resimlerle dikkat çekmiştir. 16 yaşındayken yaptığı kara kalem çalışmaları herkes tarafından takdir kazanmıştır. Hukuk eğitimi için Paris’e gitmiştir. 12 yıl boyunca Paris’te Jean- Leon Gerome ve Boulanger gibi ünlü ressamlardan eğitim almıştır. Bu iki ressama çıraklık yapmış ve onların yanında oldukça derin resim bilgisi edinmiştir.

Paris’te bulunduğu sırada hocaların sergilerine katkı sağlamak amacıyla ‘Çingeneler ’in Molası’ ve ‘Pusuda Zeybek’ gibi oldukça önemli eserler ortaya koymuştur. Paris yıllarının ardından ülkeye dönmüş ve görev yaptığı Bağdat’ta bu şehrin görünümüyle ilgili tablolar ortaya çıkarmıştır.

Ünlü Ressamın Kaplumbağa Terbiyecisi Eserinin İncelemesi

1906 yılında resmettiği ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ eseri ile Osman Hamdi Bey; ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. 1907 yılında ise eserin farklı bir versiyonunu kaleme almıştır. Bel bölgesinde sıkı bir kemer bağlı olan, uzun bir elbise giymiş sakallı bir adam ve mavi çinilerle çevrili bakımsız bir oda bu eserde tasvir edilmiştir. Etrafta sırtında mumlar olan kaplumbağalar dolaşmaktadır. Odanın ışık kaynağı ise; bir penceredir. Ellerini arkasında kavuşturan adam ney tutmuş olarak pencereden dışarıya bakmaktadır.

Oldukça mistik bir havaya sahip bu eser oldukça değerli bir eser olarak gündeme gelmiştir. Bunun yanı sıra eser; genellikle geri kalmış bir dünyada insanları aydınlatma işine kollarını sıvamış bir adamın yorgunluğu olarak yorumlanmıştır.

Oskar Kokoschka Kimdir? Oskar Kokoschka Hayatı

Oskar Kokoschka

Oskar Kokoschka; 1886 yılında doğmuş Avusturyalı ressam, şair ve aynı zamanda oyun yazarıdır. 1904 yılından itibaren resim eğitimi görmeye başlamıştır. Resim yapmadığı zamanlarda tiyatro senaryosu yazmaya devam eden ünlü ressam; iki tane tiyatro eseri ortaya koymuş olup; bu dönemde derin resim bilgileri elde etmiştir. 1910 yılına geldiğinde ‘Düş Gören Çocuklar’ eserini ortaya koymuş ve büyük beğeni toplamıştır.

Hem resim hem de edebiyatla ilgilenmesi bakımında sanat çevrelerinde bu yönleriyle takdir görmeye başlamıştır. 1910 yılında resim sergisi açıp, sanat çevrelerinden büyük övgü almış olan ressam; Berlin’de ün yapmaya devam etmiştir. Ancak izleyicileri tarafından bazı eleştirilere maruz kalmıştır. Hiç durmadan devam ettiği resim sanatına tutku derecesinde bağlı kalmıştır. 25 adet eseriyle katıldığı Viyana’daki Hagenbund sergisinde ise tabloların teşhir edilmesi; Macaristan veliahttı Frans Ferdinand’ın çok sinirlenmesine neden olmuştur.

Daha sonraki yıllarda savaşın patlak vermesiyle birlikte Rus süvari birliğiyle savaşa katılmıştır. Oskar Kokoschka 1915 yılında ağır derecede yaralanmış ve tedavi görmüştür. Bu yıllarda imkân buldukça resim de yapmıştır. 1919 yılına geldiğinde Dresden Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyesi olmuştur. 1924 yılına kadar öğretmenlik yapmış ancak bu onu tatmin etmediğinden pek çok yere gezi düzenlemiştir. İtalya, Fransa ve Afrika ülkelerine geziler düzenleyip buradaki sanat çalışmalarını izlemiştir.

Oskar Kokoschka’nın Sanat Anlayışı Hakkında

Ünlü ressam belirli bir üne sahip olmuş ancak tam manasıyla kendini ve eşini geçindirecek bir değerde eser üretmemiştir. Daha çok eleştirel ve toplum yapısına aykırı resimler yapmıştır. Bunun yanı sıra; Çekoslovakya Almanlar tarafından işgal edildiği sırada kendisi Londra’ya kaçmış ve eserleri Almanlar tarafından yozlaşmış bulunarak toplatılmış, depolara kaldırılmıştır.

İngiltere yıllarında kendisini ressam olarak kimse tanımadığından maddi sıkıntılarla dolu bir hayat yaşamıştır. Burada az da olsa peyzaj işleri almış ve savaşın dehşetini anlatan eserler ortaya koymuştur. 1947 yılında gezilere tekrar başlamış ve sanat anlayışını sil baştan bir şekilde değerlendirmiştir. Savaş ve savaşın etkileri onu olumsuz anlamda etkilemiştir. Venedik’e tekrar gelmiş ve sergilere katılarak eski ününe kavuşmuştur. 1953 yılında Oskar Kokoschka; Salzburg Yazlık Akademisi’nin başına geçmiş ve burada uzun yıllar görevde bulunmuştur.

Ünlü Ressamın Eserlerine Genel Bakış

Eserlerinde daima insanlara ve hayata karşı duyulan büyük bir aşkı konu edinmiştir. Renkleri en yumuşak tonlarından seçmeye ve silik bir şekilde yansıtmaya çalışmıştır. Bunun yanı sıra ışık içinse sert bir geçiş planlamış olup; bu sayede kusursuz bir yüzey elde etmiştir. Bu teknikte hatlar gergin, şekiller ise güçlü bir görünümde olmalıdır. Uyguladığı bu resim tekniğiyle kübist ressamlardan tamamen ayrılmıştır. Eşyaları detaylandırmaktan hoşlanmayan ressam; eserlerinde insana dair konuları daha çok işlenmiştir.

Oskar Kokoschka resim eserlerini ele alırken yazar veya şair kimliğiyle yaklaşımda bulunmamıştır. Resim yaparken kendisini daha çok ressam olarak görevlendirmiştir. Bu yaklaşımı; diğer sanat kollarıyla resim arasındaki farka olan inancıyla ilgilidir.

Oskar Kokoschka Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Kokoschka; ekspresyonizm akımından etkilenmiştir. Bu yönde verdiği eserler akım için örnek teşkil edecek kadar ustalıkla resmedilmiştir. Ekspresyonizm diğer bir adıyla dışa vurumculuk akımı; doğanın olduğu gibi resmedilmesi yerine ressamın iç dünyasında yorumlamasıyla ortaya çıkan sanat eserlerini temel almaktadır. Burada duygular önemlidir ve empresyonizm akımına tepki olarak doğmuştur. Gerçekçilik ve idealizm akımının karşısında olan bu akım; anti natüralist bir tavır sergilenmesine neden olmuştur. Tamamen öznel eserler vermeyi hedefleyen Oskar Kokoschka için bu akım oldukça elverişli kurallara sahiptir.

Bu akımın amacı; sanatçının duygularını ve iç dünyasını renklerle, çizgilerle ve kütle aracılığıyla dışa vurmasına yardımcı olmaktır. Bu duyguların yansıtılması için sanatçının gerçek dünyanın çizgilerini bozması ve renkleri değiştirmesi gerekmektedir.

Ünlü Ressamın Düş Kuran Çocuklar Eserinin İncelemesi

En ünlü sanat eserlerinden biri olan ‘Düş Kuran Çocuklar’ eseri ekspresyonizm akımının örneğini oluşturmaktadır. Kendisini ekspresyonizm akımıyla ifade edebilen ressam bu eserinde kendi küçüklüğünü ve o yıllarda düş kurmanın ne kadar güzel duygular ifade ettiğini belirtmek istemiştir.

Oskar Kokoschka; kendisinden sonra gelen ekspresyonizm akımına mensup ressamlara örnek teşkil eden bu eserinde; diğer eserlerine göre daha yumuşak renkler tercih etmiştir. Bunun nedeni düş kurmanın onda güzel duygulara yol açmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu eserinde günlük yaşamın zorluklarından bunalmış küçük çocukların yoksulluğu ve düş kurmanın serbestliği hakkında bir bağlantı kurduğu da bilinmektedir.

Nuri İyem Kimdir? Nuri İyem Hayatı

Nuri İyem

Nuri İyem; 20. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Resim sanatını ortaya koyduğu süre içerisinde 3500’den fazla esere imzasını atmayı başarmış sanatçının eserleri; çeşitli sanat merkezlerinde ve akademilerde sergilenmektedir. Kendinden sonra gelen pek çok ressam için esin kaynağı olan ünlü ressam; 1915 yılında dünyaya gelmiştir. 1941 yılında kurulan “Yeniler” adlı ressam grubunun üyesi ve kurucusudur. Ünlü sanatçı; 2005 yılında 95 yaşında iken hayat veda etmiştir.

Nuri İyem’in Hayatı

Nuri İyem; 1915 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 1918 yılında babasının görevi üzerine ailesi ile birlikte Cizre’ye taşınan ressam; uzun yıllar burada yaşamıştır. İlkokul hayatı Cizre’de geçmiş olup; 1922 yılında ablasını kaybetmiştir. Ortaokul çağında yeniden İstanbul’a taşınmalarının üzerine ortaokul eğitimini İstanbul’da almıştır. Pertevniyal Lisesine gittiği esnada yaptığı resimleri; dönemin Akademi hocası Nazmi Ziya Güran’a göstermiştir. Bu resimlerden oldukça etkilenen Nazmi Ziya Güran; onu Akademi’ye öğrenci olarak kabul edebileceğini söylemiştir.

Akademi’ye gitmeye başlayan ressam; burada Nazmi Ziya Güran’ın öğrencisi olmuştur. Akademi’den Ragıp Gürcan ile birinciliği paylaşarak mezun olan ünlü ressam; 1938 yılında II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Trakya’ya asteğmen olarak gitmiştir. Nuri İyem; askerliğini bitirdikten sonra Giresun’a resim öğretmeni olarak atanmıştır. 1940 yılında yükseköğretim yapmak için yeniden mezun olduğu Akademi’ye başvurmuştur.

1941 yılında; aralarında Fethi Karataş, Agop Arad, Turgut Atalay, Kemal Sönmezler gibi isimlerinde bulunduğu “Yeniler” adlı bir sanat topluluğu kurmuştur. Burada dönemin en ünlü hocalarından olan Leopold Nevi’den eğitim almıştır. 1944 yılında mezun olmak için yaptığı eseri sayesinde aynı okulu yine birincilikle bitirmeyi başarmıştır. Akademi’den mezun olduktan sonra ilk sergisini açan ünlü ressam; daha sonra Türkiye’nin ilk özel resim dershanesini arkadaşları Fethi Karataş ve Ferruh Başağa ile birlikte açmıştır. Hayatının geri kalanını resim yapmaya ve resim sanatı için öğrenciler yetiştirmeye adayan ünlü ressam; 2005 yılında hayata veda etmiştir.

Nuri İyem’in Eserleri

Nuri İyem; Anadolu kadınlarının portreleri ile tanınan bir sanatçıdır. Resim hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmayı başarmış sanatçı; Türk Resim Sanatına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Çocukluk yıllarını Mardin’de geçiren ünlü ressam; sanatının ilerleyen yıllarında Mardin yaşamına ilişkin birçok eser meydana getirmiştir. “Mardin” adlı eseri; bu etki altında yaptığı eserler arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra “Sıradan Sevdalılar” adlı tablosunun da Mardin’i yansıttığı düşünülmektedir. Ayrıca; “Tarlada Çalışan Kadın”, “Türkmen Kadın”, “Enteriyör”, “Uğurlama”, “Almanya Mektubu”, “İki Kadın”, “Mühür Gözlü Kadın”, “Gün Başlıyor Kondularda”, “Barış Özlemi”, “Göç” gibi pek çok Anadolu kültürünü ve hayat şartlarını yansıtan eserleri bulunmaktadır.

Ünlü ressam; Anadolu kadınlarının portrelerini çizmenin yanı sıra farklı portre çalışmalarına da imza atmayı başarmıştır. 1959 yılında yaptığı “Nasip İyem Portresi” ile kendi eşini resmeden ünlü sanatçı; bu portre ile soyut akımın Türkiye’deki ilk temsilcilerinden sayılmıştır. Bunun yanı sıra “Adalet Cimcoz” adlı bir portresi daha bulunmaktadır. Bununla birlikte sanatçının birçok peyzaj çalışması da mevcuttur. Hayatı boyunca resim sanatı üzerine çalışmalar yapan ressamın birçok ödülü bulunmaktadır.

Nuri İyem Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Nuri İyem; yaşadığı dönemde toplumsal- gerçekçilik akımı üzerinden eserler meydana getirmiştir. Sanat hayatının ilk yıllarında; eserlerine soyut anlatı akımını yansıtan ünlü ressam; daha sonra Anadolu temalı resimler yaparak bu akımdan uzaklaşmıştır.

Sanatçı; toplumsal sorunları resim sanatına işleyerek gerçekçilik akımından birçok eser ortaya çıkarmıştır. Resimlerinde detaylı bir anlatı kullanmasının yanı sıra toprak figürünü en ince ayrıntısına kadar resmetmesi ile bilinmektedir.

Sanatçının Stil Özellikleri

Nuri İyem; sanat hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmış bir sanatçı olmakla birlikte en bilinen eserleri Anadolu kadınlarının portreleri ve figürlü peyzajlarıdır. Anadolu kadınlarının portrelerini yansıttığı eserlerinde genellikle toprak tonlarını kullanmıştır. Gecekondu hayatı, doğa, Anadolu’nun iç yüzü gibi pek çok temayı eserlerinde işleyen sanatçı; toprak dokusunu eserlerinde güçlü bir biçimde ele almıştır.

Ünlü ressam; eserlerinde işlediği kadın figürlerine; çekingen, utangaç, güzel, mahur yüz ifadeleri vermeyi tercih etmiştir. Küçük yaşlarda ablasını kaybeden sanatçı; ikonik bir biçimde ablasının suretini de resmetmiştir. Sanatçı; yaşadığı dönemin en belirgin sorunları olan göç, toprak işçiliği, köy hayatı, kadınların ayrıştırılması gibi toplumsal temaları eserlerine yansıtmıştır.

Nicolas Poussin Kimdir? Nicolas Poussin Hayatı

Nicolas Poussin

Nicolas Poussin; 16. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Klasisist ressamlar arasında yer alan sanatçının ilk resim eğitimini; babası Jose Ruiz y Blasco vermiştir. 1593 yılında dünyaya gelmiş olup; 1665 yılında 71 yaşında iken hayat veda etmiştir. Resim sanatına olan tutkusu ile bilinen ressam; hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmayı başarmıştır. Ünlü ressam; hayatının bir döneminde “Kral’ın birinci ressamı” olarak çalışmıştır.

Nicolas Poussin’in Hayatı

Nicolas Poussin; 1593 yılında Normandiya’da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşından itibaren resim sanatına olan tutkusu ile bilinen ünlü ressam; genç yaşlarında tanıştığı Quentin Varin’in teşvikleri sayesinde resim sanatına kendisini adamıştır. 18 yaşına geldiğinde ailesinden habersiz; resim sanatının detaylarını ve inceliklerini öğrenmek için Paris’e gitmiştir.

Burada Kraliyet tablolarını incelme fırsatı yakalayan ünlü ressam; İtalyan resim ve heykel sanatına ilgi göstermiştir. Aynı zamanda; Raffaollo ve Giulio Romano’nun stilini de inceleyen ressam; daha sonra İtalya’ya gitmiştir. Ancak sıhhatinin bozulması sebebi ile geri Paris’e dönmek zorunda kalmıştır. 1622 yılında Cizvitlerin Kolejinin dekore işlerini yaptığı esnada ünlü şair Giovan Battista Marino’nun dikkatini çekmeyi başarmıştır.

Nicolas Poussin; kolej dekorasyonunu bitirdikten sonra şair Giovan Battista Marino’nun yanında çalışmıştır. Belli bir dönem talihsizlikler yaşamasına rağmen daha sonra ünlü heykeltıraş François Duguesnoy ve ressam Jacques Stella’nın yardımını almayı başarmıştır. Bu süre zarfında ün edinen sanatçı; ilk siparişini 1630 yılında San Pietro Kilisesinden almıştır.

1631 yılında San Luca Akademisine üye olarak seçilmiş olup; Kardinal Richelieu’den pek çok önemli siparişler almıştır. 1640 yılında Paris’e davet edilen sanatçı; saray camiası tarafından büyük ilgi ile karşılaşmıştır. Burada ardı ardına gelen siparişlerden yorgun düşen ressam; 1642 yılında yeniden Roma’ya dönmüştür. Hayatının son yıllarında ellerinde meydana gelen titremeler sebebi ile resim sanatını terk etmek zorunda kalan sanatçı; 1665 yılında hayata veda etmiştir.

Nicolas Poussin’in Eserleri

Nicolas Poussin; hayatı boyunca birçok esere imzasını atmayı ve bu eserler ile gelecek nesillere örnek olmayı başarmış bir sanatçıdır. Ünlü ressamın bilinen ilk eseri; 1628 yılında Kardinal Francesco Barberini ailesinden aldığı sipariş üzerine yaptığı “Germanicus’un Ölümü “ adlı tablosudur. Bunun yanı sıra sanatçının bilinen en ünlü resmi; 1637 yılında yapmaya başlayıp 1638 yılında tamamladığı “Et in Arcadia Ego” adlı yapıtıdır.

Ünlü ressam; 1628 yılında “Diyojen ile Peyzaj” adlı bir tablo yapmıştır. Bu eser ise; Louvre Müzesinde sergilenmektedir.  Sanatçı; “El Rapto de las Sabinas”, “The Triumph of Pan”, “Martyrdom of St. Erasmus”, “Eliezer and Rebecca”, “A Dance to the Music of Time”, “The Massacre of the Innocents”, “The Adoratin of the Golden Calf”, “Apollo and Daphne”, “The Flight into Egypt” gibi pek çok esere imzasını atmayı başarmıştır.

Nicolas Poussin Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Nicolas Poussin; klasisizm akımının en önemli temsilcileri arasında yer almaktadır. Barok stiline karşı bir alternatif olan bu akım ile sanatçı pek çok eser meydana getirmiştir. Ünlü ressam; Fransız sanatında dekoratifliğe yönelme eğilimlerinden uzak durmuş ve eserlerinde ölüm ve trajedi gibi temaları ele almıştır. Sanat hayatında peyzaj çalışmaları da yapan sanatçı; ilk peyzaj çalışmalarında figürleri ortaya çıkarırken daha sonrasında arka plana ağırlık vermiştir.

Ünlü ressam; klasik olan sanat anlayışını kendi stili ile buluşturarak ortaya farklı eserler çıkarmayı başarmıştır. Kendinden sonra gelen Paul Cézanne, Jacques Louis David, Jean Auguste Dominique Ingres gibi ressamları etkisi altında bırakmıştır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Nicolas Poussin; resim sanatının en önemli isimlerinden biridir. Resimde kullandığı stil ile gelecek nesillere örnek teşkil edecek pek çok eser bırakmıştır. Sanatçının çalışmalarında ön plana çıkan özellik; duruluk, düzen ve mantıktır. Barok tarzına karşı alternatif olarak doğan klasisizm akımını benimseyen ressam; resimde hat yerine renk tercih etmiştir. Sanatçı; resimde ele aldığı figürlerin konuyu en yalın şekilde yansıtmasını sağlamıştır.

Ünlü ressam; renk kullanımı konusunda mantık çerçevesinde hareket etmiştir. Tonların ve renklerin birbiri ile uyum sağlamasına önem vermiş ve eserlerinde anlatmak istediği kompozisyonu renkler aracılığı ile yansıtmıştır. Ünlü ressamın eserlerinde yer alan renklerin güçlü bir kontrası bulunmaktadır. Aynı zamanda gölge ve ışık oyunlarını da eserlerinde sıklıkla kullanmıştır.

Nazmi Ziya Güran Kimdir? Nazmi Ziya Güran Hayatı

Nazmi Ziya Güran

Nazmi Ziya Güran; 19. yüzyılın en önemli ressamları arasında bulunmaktadır. 1881 yılında; köklü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen sanatçı; 1937 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu henüz 56 yaşında iken hayata veda etmiştir. Ressamlığının yanı sıra pek çok öğrenci de yetiştiren bir sanat eğitimcisidir. Hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmayı başaran sanatçının eserleri; çeşitli sanat merkezlerinde sergilenmektedir.

Nazmi Ziya Güran’ın Hayatı

Nazmi Ziya Güran; 1881 yılında İstanbul Aksaray’da dünyaya gelmiştir. Sanatçının aile kökleri; Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürani’ye dayanmaktadır. Ünlü sanatçının soyadı da buradan gelmektedir. Sanatçı; küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan ilgisi ile bilinmektedir. Henüz ilkokul yıllarında iken; resim öğretmeni olan amcası Binbaşı Hasip’ten resim sanatına dair dersler almaya başlamıştır. Ancak ünlü ressamın babası; onun bir devlet memuru olmasını istemiş ve bu yüzden amcası ile görüşmesine engel olmuştur.

Ünlü ressam; babasının isteğine karşı gelememiş ve hayali olan resim sanatını bırakarak Mülkiye’ye kaydolmuştur. Mülkiye’ye gittiği dönemde Hoca Ali Rıza ile tanışan sanatçı; ondan resim dersleri almaya başlamıştır. Ünlü ressamın sanat görüşü; Hoca Ali Rıza ile tanıştıktan sonra tam olarak şekillenmiştir.

Nazmi Ziya Güran; 1901 yılında Mülkiye’den mezun olmuş ve Sadaret Mektebi Kalemi’nde işe başlamıştır. Ancak aynı sene içerisinde babasını kaybeden sanatçı; buradaki işini bırakarak 1902 yılında hayalini kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebine kaydolmuştur. Kaydolduğu bu okulda uyum sıkıntısı yaşayan ressamın; 1907 yılında mezun olmak için sunduğu resimler beğenilmemiş ve mezuniyeti bir yıl uzamıştır.

1908 yılında mezun olabilen ünlü ressam; aynı yıl Paris’e giderek resim sanatını geliştirmeye karar vermiştir. Burada bir süre kalarak dönemin ünlü ressamları Marcel Bachet ve Royer’in atölyesinde çalışmıştır. Ünlü ressam aynı zamanda Louvre Müzesinde de çalışma imkânı elde etmiştir. 1914 yılında Türkiye’ye geri dönen ressam; 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne müdür olmuştur. Hayatının geri kalanını resim sanatına ve resim sanatı için öğrenciler yetiştirmeye adayan sanatçı; 1937 yılında kalp krizi geçirmesi sonucu hayata veda etmiştir.

Nazmi Ziya Güran’ın Eserleri

Nazmi Ziya Güran; hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmayı başarmış bir sanatçıdır. Ünlü ressamın tanınan ilk eseri 1909 yılında yaptığı; “Göksu’da Gezinti” adlı tablosudur. Bu dönemde ünlü sanatçı; Hoca Ali Rıza’nın etkisi altında eserler yapmıştır. Resim sanatında; renkli ve soft renkleri sıklıkla kullanan sanatçı; doğa resimleri ile bilinmektedir. Bunun yanı sıra ünlü ressam; “Mustafa Kemal Paşa” ve “Nazım Hikmet Portresi” adlı iki portre çalışmasına da imzasını atmıştır.

Sanatçının 1915 yılında yaptığı “Şezlongda Pembeli Kadın” adlı tablosunda; eşini resmettiği bilinmektedir. 1919 yılında “Kırmızı Giysili Çoban” adlı bir eser ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde resim sanatı içerisinde bir arayışta olan ünlü ressam; karısından ayrıldıktan sonra daha koyu, karamsar renkleri kullanarak resimler meydana getirmiştir. “Salacak Sahilinde Yelkenli Mavnalar”, “Karacaahmet”, “Langa Bostanı”, “Çamlıca”, “Moda”, “Taksim Meydanı”, “Ayasofya” gibi pek eseri bulunmaktadır.

Nazmi Ziya Güran Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Nazmi Ziya Güran; küçük yaşlarından itibaren tutkun olduğu resim sanatını dönemin ünlü ressamlarından ve hocalarından olan Hoca Ali Rıza’dan öğrenmiştir. Yaptığı manzara resimleri ve peyzajlar ile bilinen Hoca Ali Rıza’nın öğüdü ve öğretileri üzerine sanatçı; tüm etkilerden kaçınmış ve doğaya yönelmiştir. Sanatçının Akademi’de okurken tanışma fırsatı yakaladığı Fransa’nın önemli neo- empresyonist ressamı Paul Signac’ın etkisinde kaldığı da düşünülmektedir.

Paul Signac; resim sanatında empresyonist olarak bilinse de etkisinde kaldığı George Seurat’ın puantilizm akımını eserlerine yansıtmıştır. Nazmi Ziya; Paul Signac’ın dâhil olduğu bu akımı benimseyerek eserlerine yansıtmıştır. Ünlü ressam; resim sanatının en önemli izlenimci ressamları arasında yer almaktadır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Nazmi Ziya Güran; resim sanatında döneminden farklı bir stil ile hareket etmiştir. Ünlü ressamın resim sanatında kullandığı stil; okuduğu Akademi Okulunda büyük problemler yaşamasına sebep olmuştur. Eserlerinin beğenilmemesinden dolayı mezuniyeti bir yıl gecikmesine rağmen kullandığı tarzından vazgeçmeyen ressam; bu tarzda pek çok esere imzasını atmayı başarmıştır.

Ünlü ressam; izlenimcilik akımını eserlerine yansıtmanın yanı sıra puantilizim akımından da pek çok eser meydana getirmiştir. Bu akım ile yaptığı resimlerinde; renkleri nokta şeklinde bir araya getirerek bir bütün oluşturmuştur.

Michelangelo Kimdir? Michelangelo Hayatı

Michelangelo

Michelangelo, Orta Çağ zamanında Arezzo yakınlarında doğmuş olup; Rönesans’ın en çok bilinen isimlerinden biridir. Aynı zamanda heykeltıraş, mimar, şairdir. İtalyan ressam, çalışmalarında Klasik sanat tekniğini kullanmış olup; resim dalında birçok eser vermiştir.

Michelengelo’nun Hayatı

Rönesans döneminde yaşamış olan ressam Michelangelo, uzun ismi ile Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni olarak bilinen; ressam, heykeltıraş, mimar ve şairdir. Rönesans; Orta Çağ ile karşıt değerler ve biçimleri bozma olarak bilinen deformasyon arasındaki Avrupa’daki tarihi döneme verilen isimdir. İtalyan ressam, 6 Mart 1475 yılında Arezzo yakınlarında Caprese’de doğmuştur. Doğduğu yer İtalya’nın Toskana şehridir. Ünlü ressam bir aylık iken ailesi Floransa’ya yerleşmiş olup; altı yaşına geldiğinde ise annesi vefat etmiştir. On üç yaşında Domenico Ghirlandaio adındaki bir zanaatkârın yanına verilmiş olup; burada bir dönem çıraklık yapmıştır.

İtalyan ressam, Bertoldo di Giovanni adlı zanaatkarın yaşadığı dönemde Medici ailesinin San Marko isimli bahçesinde de çalışmıştır. Burada çalıştığı sıralarda Lorenzo de Medici ile tanışmıştır. Yirmi altı yaşına geldiğinde ilk eseri çocuk kral Davud’un heykelini yapmış ve bu eseri en ünlü eseri olarak sayılmıştır. Yaşadığı dönemin muhteşem eserlerinden biri olan David adlı eserine çalışırken, beş buçuk metrelik mermer kütlesinden yararlanmış ve bu eserini kimseden yardım almadan sabah akşam çalışarak tamamlamıştır.

Papa İkinci Julius tarafından duyulan ressamın ünü; 1505 yılında Sistine Şapheli’nin tavan resimleri işinin Michelangelo’ya verilmesine sebep olmuştur. 1508 yılında başlayacağı bu tavan resimlerini beş yüz yirmi metrekarelik alanda yaklaşık olarak dört yıl sonra bitirmiştir. Bu resimleri toplamda dokuz pano kullanarak oluşturmuş ve mitolojik unsurlar ile süslemiştir. Batı resim sanatının en canlı eseri olarak Adem’in Yaratılışı adlı resmini yapmıştır.

Rönesans zamanında yaşamış olan ressam Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmiş olan dönemin önemli ressam ve heykeltıraşıdır. Roma ve Yunan sanatından etkilenmiş ve eserlerinde insan tasarımlarını kullanarak gerçeklik boyutuna önem vermiştir. Hayatının son dönemlerinde mimari sanatı ile yakından ilgilenmiş, Aziz Peter Kilisesi’nin mimarlığını üstlenmiştir. 18 Şubat 1564 yılında ise hayatını kaybetmiştir.

Michelangelo’nun Eserleri

Michelangelo, dönemin en başarılı ressamlarından biri olarak alanında kendine has birçok eser vermiştir. Rönesans döneminin toplumsal ve politik sorunlarını, o dönemdeki sanatsal faaliyetleri ve daha birçok farklı konuları eserlerine yansıtmıştır.

1489’da Faun Başı adlı eserini yapmış olup; 1492’de Sentorlar Savaşı, Çarmıha Gerilme, Madonna Merdivenleri adlı eserlerini bitirmiştir. 1495’te Aziz Petronius, Melek, Proclus Heykeli adlı eserlerini tamamlamıştır. Bir yıl sonra ise; Cupıd adlı çalışmasını yapmıştır.

1497’de Bacchus; 1499’da ise Pieta adlı eserini tamamlamıştır. İki yıl sonra da Defin Töreni adlı çalışmasını bitirmiştir. 1504’te Bruggeli Madonna ve Cascina Savaşı adlı çalışmalarını yapmıştır. Bir yıl sonrasındaysa Doni Tondo ve Aziz Matta eserini bitirmiş olup; 1510’da Delfi Sibyllası, Havva’nın Yaratılışı ve David and Goliath’u yaparak sevenleriyle paylaşmıştır. 1512’de Papa’nın ricası üzerine yapmaya başladığı Sistina Şapheli Tavanı adlı eserini bitirmiştir.

1515’te İsyancı Köle; 1516’da ise Ölmekte Olan Köle adlı eserini yapmıştır. Bir yıl sonra ise Leda ve Kuğu adlı çalışmasını bitirmiştir.1530’da Apollo-Davud ve Çömelen Adam resimlerini yapmış olup; 1531’de Medici’nin Madonnası ile Gündüz adlı eserini bitirmiştir. İki yıl aradan sonra ise Phaeton’un Düşüşü adlı eseri yapmıştır. 1538’de Brutus’u; 1564’te ise Çarmıhtan İndiriliş eserini tamamlamıştır.

Michelangelo’nun Eserlerinin Sergilendiği Yerler ve Rönesans Dönemine Ait Yapılar

İtalyan ressam Michelangelo öldükten sonra ses getiren eserleri dünyanın birçok yerinde sergilenmiştir. Bazı eserleri, Rijksmuseum Amsterdam, Metropolitan Museum of Art, Louvre Müzesi’nde sergilenmiştir. Sanatçının sevilen eserleri, J.Paul Getty Müzesi, British Museum’da da hayranlarına sunulmuştur. Bazı çalışmaları da The Morgan Library & Museum ve Uffizi’nde sergilenmiştir. Sevilen eserlerinin bir kısmı ise; Cooper Hewitt Smithsonian Design Museum, Kupferstichkabinett Berlin, Isabella Stewart Gardner Museum’da da sanatseverlere sunulmuştur.

Dünyanın birçok yerinde Michelangelo dönemine ait çok fazla sayıda eser vardır. Rönesans dönemine ait bu yapılardan bazıları Porta Pia, New Sacristy, Medici Şapeli, Villa l Collazzi’dir. Rönesans’a ait bazı yapılar ise; Palazzo Farnese, Kapitalin Müzesi, Senatorial Palace, Tor San Michele’dir. Aziz Petrus Bazilikası ve San Lorenzo Basilikası da dönemin duyulmuş yapılarındandır. Bu döneme ait Laurentian Kütüphanesi, Palazzo dei Conservatori, Palace of the Holy Office ve Santa Maria degli Angeli e dei Martiri de bulunmaktadır.

Michelangelo Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

İtalyan ressam Michelangelo, üsluba çok önem veren ve bunu ilke edinen bir ressam olarak Maniyerizm, diğer bir adıyla Üslupçuluk akımını kendine yakın hissetmiştir. Aynı zamanda ünlü İtalyan ressam, Klasizm akımının da öncülerinden biridir. Rönesans döneminde bu akımı ilke edinen çok önemli bir isimdir. Maniyerizm akımı ile beraber ünlü ressam; Rönesans, İtalyan Rönesans’ı ve Yüksek Rönesans dönemlerinin de etkisinde kalmıştır.

Ressam bu akımların öncülüğünde yaptığı çalışmaları ile hem dönemindeki genç ressamlara hem de gelecek dönemlerdeki genç ressamlara ilham kaynağı olmuştur. Ressamlar; Michelangelo’nun etkisinde kalarak sanatlarını ortaya çıkardıkları için onun benimsemiş olduğu akımları da eserlerine yansıtmışlardır.

Martin Johnson Heade Kimdir? Martin Johnson Heade Hayatı

Martin Johnson Heade

Martin Johnson Heade; 19. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. 1819 yılında dünyaya gelen ressam; doğa, deniz ve kuş temalı pek çok esere imzasını atmayı başarmıştır. Hayatı boyunca yaptığı eserler ile gelecek nesillere örnek teşkil etmiştir. Ressamın sanat hayatı boyunca yaptığı eserler pek çok yerde sergilenmektedir. Hayatını resim sanatına adamış olup; 1904 yılında hayata veda etmiştir.

Martin Johnson Heade’nin Hayatı

Martin Johnson Heade; 1819 yılında Pennysylvani’da bulunan Lumberville’de dünyaya gelmiştir. Çocukluğunu bu kırsal kentte geçiren sanatçı; küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan tutkusu ile bilinmektedir. İlk resim eğitimini; o bölgede yaşayan halk sanatçısı Edward Hicks’ten almıştır. 1839 yılında resim sanatını geliştirmek ve eserleri incelemek amacı ile Roma’ya gitmiş ve burada iki yıl boyunca yaşamıştır. 1841 yılında ilk çalışmasını Philaldelphia’da bulunan Pennysylvania Güzel Sanatlar Akademisinde sergilemiştir.

Sanat hayatının başlarında gezici olarak çalışması sebebi ile fazla tanınmamıştır. 1843 yılında New York’ta çalışmalarını sergileme fırsatı yakalamıştır. Hudson Nehri Okulundan birçok arkadaşı bulunması sebebi ve onların etkisi ile manzara resimlerine yönelmiştir.

Martin Johnson Heade; 1863 yılında Brezilya’ya gitmiştir. “Gems of Brazil” adlı bir kitap için 40’ın üzerinde küçük eser ortaya çıkarmıştır. Brezilya’nın atmosferinden etkilenmesi sebebi ile 1866’da Nikaragua’ya, 1870’de ise Panama, Jamaika ve Kolombiya’ya seyahat etmiştir.

1883 yılına kadar gezgin olarak yaşamaya ve farklı bölgeler ziyaret etmeye devam etmiştir. 1883 yılında evlenmiş ve Florida’ya taşınmıştır. Sanatçının eserlerinin değeri 1940’tan sonra anlaşılmıştır. Hayatının geri kalanında çiçek figürlerini natürmort ile çizen sanatçı; 1904 yılında 85 yaşında iken hayat veda etmiştir.

Martin Johnson Heade’nin Eserleri

Martin Johnson Heade; hayatı boyunca birçok esere imzasını atmayı başarmıştır. Sanatçının bilinen ilk eseri; 1839 yılında yaptığı bir portre çalışmasıdır. Bilinen en ünlü eseri ise; “Sunlight and Shadow: The Newbury Marshes” adlı çalışmasıdır. Bunun yanı sıra; “Approaching Thunder Storm”, “Approaching Storm: Beach near Newport”, “Haystacks”, “Rio de Janerio Bay”, “Lake George”, “Sailing off the Coast”, “Rhode Island Landscape”, “View from Fern Tree Walk, Jamaica”, “On the San Sebastian River, Florida”, “Sailing by Moonlight” adlı eserleri de gezdiği esnada resmettiği çalışmaları arasında yer almaktadır.

Sanatçı; göl, nehir gibi yerlerden ziyade bataklık resimleri yapmıştır. “Sunset over the Marsh”, “Jersey Marshes”, “Haystacks on the Newburyport Marshes”, “The Marshes at Rhode Island” gibi birçok bataklık resmi bulunmaktadır. Resim sanatının son yıllarında natürmort sanatı üzerine çalışmalar yapmıştır. Bilinen en ünlü natürmort eseri; “Giant Magnolias on a Blue Velvet Cloth” adlı çalışmasıdır. Bunun yanı sıra; “Mixed Flowers with a Box and Pearls”, “Still Life with Apple Blossoms in a Nautilus Shell”, “Vase of Mixed Flowers”, “A Magnolia on Red Velvet”, “Magnolia Grandiflora”, “Magnolias”, “Magnolia on Gold Velvet Cloth” gibi natürmort çalışmaları da bulunmaktadır. Doğaya olan tutkusu ile bilinen sanatçının kuş ve çiçek temalı; “Orchids and Hummingbirds”, “Cattleya Orchid and tree Hummingbirds”, “Passion Flowers with Hummingbirds” gibi birçok eseri bulunmaktadır.

Martin Johnson Heade Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Martin Johnson Heade; romantizm akımını benimsemiş olan ressamlar arasında yer almaktadır. Ancak dönemin romantik ressamlarından ayrılan pek çok özelliği de bulunmaktadır. Doğaya olan tutkusu ile bilinen ressam; natüralist resimler de yapmıştır. Onu dönemin romantiklerinden ayıran en önemli özelliği; gördüğü ve etkilendiği her var oluşu ruh haline bağlı bir şekilde resmetmesidir.

Manzaraları gördüğü gibi resmetmek yerine ışığın etkilerini kullanmasında dolayı luminizm akımı içerisinde de değerlendirilmiştir. Nesneleri, çiçekleri resmetmesinden dolayı natürmort tarzda pek çok eser ortaya çıkarmıştır. Hudson Nehri Okulu sanatçılarının etkisi altında kalarak; manzara resimleri yapmaya yönelmiştir.

Sanatçının Stil Özellikleri

Martin Johnson Heade; doğaya olan tutkusunu resim sanatına yansıtmıştır. Doğa resmi yaparken soft ve yumuşak tonları tercih etmiştir. Gördüğü ve etkilendiği manzaraları birebir yansıtmak yerine ruh haline uygun bir biçimde yapmıştır. Bunun yanı sıra gördüğü manzaralarda ışığın etkisine de büyük önem vermiştir. Yaptığı resimlerde görünür fırça darbelerinden kaçınmıştır.

Doğayı yansıtırken canlı ve göz alıcı renk tonlarını kullanan sanatçı; tropik gezileri sebebi ile tropik alanların sıcak ve samimi görünümünü de resmetmiştir. Bunun yanı sıra deniz, nehir, göl gibi manzaralar yerine yeşil tonlarının daha hâkim olduğu bataklık resimleri yapmıştır. Yaptığı manzara resimlerini en ince ayrıntısına kadar resmetmiş ve bu sayede pek çok kişiyi etkisi altında bırakmayı başarmıştır.

Marcel Duchamp Kimdir? Marcel Duchamp Hayatı

Marcel Duchamp

Marcel Duchamp; on dokuzuncu yüzyılın en çok bilinen ressamları arasında bulunmaktadır. Sanat anlayışına olan farklı bakış açısıyla tanınan ünlü ressam; Dadaizm akımının en önemli temsilcileri arasında bulunmaktadır. Hayatı boyunca yaptığı eserler ile gelecek nesillere örnek teşkil etmeyi başaran sanatçı; 1887 yılında dünyaya gelmiştir. 1968 yılında hayata veda eden ressamın eserleri çeşitli sanat akademilerinde sergilenmektedir.

Marcel Duchamp’ın Hayatı

Marcel Duchamp; 1887 yılında Blainville’de dünyaya gelmiştir. 1897 yılında henüz 10 yaşındayken; Fransızca, Almanca, Latince, Yunanca gibi dil derslerinin yanı sıra tarih, aritmetik, fen, felsefe gibi derslerde veren zor bir okulda eğitim görmeye başlamıştır. Küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan tutkusuyla bilinen ressam; 10 sene lisede eğitim görmüştür. 1904 yılında; resim sanatını geliştirmek ve eserleri incelemek adına Paris’e kısa bir yolculuk yapmıştır.

1907 yılında okuldan mezun olan ünlü ressam; 1908 yılında Courrier Français adlı gazetede çalışmaya başlamıştır. 1910 yılında Francais Picabia ile tanışan sanatçı; fovizm akımını araştırmaya bu dönemde başlamıştır. 1912 yılında Münih’e gitmiş ve burada iki ay kalmıştır. 1913 yılında New York’a gitme fırsatı bulan ünlü sanatçı; burada bulunan Genevieve kütüphanesinde bir süre çalışmıştır. 1914 yılında ilk Ready-Made’ini yapmış olup; 1915 yılında yeniden New York’a gitmiştir.

Marcel Duchamp; 1915 yılında New York’ta Arensberg ve Stieglitz’in katkıları ile çağdaş sanat sergisini açmayı başarmıştır. Dadaizm akımının önde gelen isimlerinden olan sanatçı; 1918 yılında Zürih Dada ve New York Dada’nın buluşmasını sağlamıştır. 1926 yılında; Marc Allegret ve Man Ray ile birlikte Anemik Sinema ortaya çıkarmıştır. 1920’lerden sonra içine kapanık ve depresif bir hal alan sanatçı; sergilere yardım etmek dışında herhangi bir etkinliğe katılmayı reddetmiştir. Ünlü ressam; 1968 yılında hayatını kaybederek sevenlerini üzmüştür.

Marcel Duchamp’ın Eserleri

Marcel Duchamp; hayatı boyunca pek çok esere imzasını atmayı başarmış bir sanatçıdır. Ünlü ressamın bilinen ilk eseri büyük sansasyonlara neden olan 1912 yılında yaptığı “Merdivenden İnen Çıplak” adlı eseridir. Ayrıca; 1913 yılında yaptığı “Bisiklet Tekerleği” adlı eseri ile sanat dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Bu dönemden sonra tuval üzerine resim yapmaktan uzak durmuş olup; nesneler aracılığı ile sanatın kavranması amacını gütmüştür. Sanatçının bilinen en ünlü eseri “Çeşme” adını verdiği ters duran bir pisuardır. Bu eser yayınlandıktan sonra döneminde büyük tepki çekmiştir.

Ünlü ressam; hayatı boyunca nesneler aracılığı ile birçok farklı fikir ortaya koymayı başarmıştır. Sanatçının; “Büyük Cam”, “Bottle Rock”, “Coffee Mill”, “Taze Dul”, “Why Not Sneeze, Rose Sélavy?”, “3 Standard Stoppages”, “Hat Rack”, “Rotary Glass Plates” gibi pek çok eseri bulunmaktadır. 1919 yılında yaptığı “L.H.O.O.Q” adlı eseri de dönemde büyük tepkilere neden olmuştur. Ressam; tasvir ettiği bir Mona Lisa tablosuna bıyık çizerek tepkileri üzerine çekmiştir.

Marcel Duchamp Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Marcel Duchamp; Dadaizm akımının önde gelen temsilcileri içerisinde yer almaktadır. Nesnelerden meydana getirdiği eserler ile geleneksel sanata karşı bir akım içerisinde yer alan sanatçı; pop-art akımının benimsenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bunun yanı sıra kübizm, minimalizm, sürrealizm gibi akımların içerisinde de çalışmalar meydana getirmiştir.

Ünlü ressam; resim sanatına başladığı ilk yıllarda izlenimcilik akımının da etkisinde kalmıştır. Yine aynı dönem içerisinde gizemli bilimler ve simya üzerine çalışmalar meydana getirmiştir. Bunun yanı sıra fovizm akımının da etkisi altında kalan sanatçı; bu akımı eserlerine yansıtarak fovizmin en önemli temsilcileri arasında yer almayı başarmıştır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Marcel Duchamp; geleneksel olan tüm sanat kurallarını ironi kullanarak yıkmayı amaçlamış ve bu doğrultuda pek çok çalışma meydana getirmiştir. Ünlü ressam; Amerika’da pop-art sanatının ve kavramsal sanatın tanınmasında önemli bir rol oynamıştır. Klasik sanat anlayışından uzak bir sanata sahip olan ressam; pek çok sanatçının eserini “göze hitap ediyor” olarak sınıflandırmış ve sanat eseri kategorisinde yer vermemiştir.

Ünlü sanatçı; nesnelerden ürettiği eserlerinde kullandığı nesneleri genellikle bulmuştur. Duchamp; bir var oluşa sanat eseri denmesi için onun nesne olması gerektiğini çünkü sanatçının ona o şekli verdiğini düşünmektedir. Ünlü ressam; fovizm akımının etkisinde kalarak pek çok eser ortaya çıkarmıştır. Bu akımın etkisinde yaptığı eserlerinde çiğ ve bağıran renkleri tercih etmekle birlikte bozuk perspektiflere, kesik fırça darbelerine de yer vermiştir.

Leonardo Da Vinci Kimdir? Leonardo Da Vinci Hayatı

Leonardo da Vinci

Leonardo da Vinci, Rönesans’ın tanınmış ismi olup; 15. yüzyılda İtalya’da doğmuş olup; dönemin yazarı, şairi ve ressamıdır. Bilimin dallarına ilgi duymuş ve matematikle yakından ilgilenmiştir. Anatomi, müzik ve bitkiler ile de ilgilenmeyi seven ressam; kısa bir süre sonra resim alanına yönelmiştir.

Leonardo da Vinci’nin Hayatı

Leonardo da Vinci, Rönesans döneminde yaşamış uzun ismi Leonardo di ser Piero da Vinci olarak bilinen heykeltıraş, yazar ve ressamdır. Aynı zamanda dönemin filozofu sayılmakta olup; matematik, anatomi, müzik ve bitkiler ile de ilgilenmiştir. Sanatçı, 15 Nisan 1452 tarihinde İtalya’nın Floransa kentindeki Anchiano’da dünyaya gelmiştir.

Evlilik dışı bir çocuk olarak doğan sanatçı, doğduktan hemen sonra dedesinin yanına gönderilmiştir. Annesini göremediği için ünlü ressamın eğitimini babası üstlenmiştir. On altı yaşında iken; Andrea del Verrochio’nun yanına gönderilmiş olup; burada çıraklık yapması istenmiştir. Burada yaptığı kil, metal ve ağaç işlemeleri ile ustasının gözüne girmeyi başarmıştır. Yaptığı başarılı çalışmalarından dolayı Andrea del Verrochio, Leonardo da Vinci için çok sevinerek sanatçının eğitimine yardımcı olmaya çalışmıştır.

1482 yılında Floransa’dan ayrılmış olup; o dönemin Milano dükü olan Sforza’nın yanında çalışmaya başlamıştır. On yedi yıla yakın dük ile çalışarak bu süre içerisinde tasarımlar, binalar, festival organizasyonları yapmıştır. 1499 yılında Sforza’nın yanından ayrılmış ve on altı yıl boyunca dünyanın dört bir yanına seyahat etmiştir. 1503 yılında resim çalışmalarına devam etmiş ve en iyi resimlerinden biri olan Mona Lisa adlı çalışmasını tamamlayarak bu resmi bir süre yanında taşımıştır. 1504 yılında babasını kaybettiği için Floransa’ya geri dönüş yapmıştır. 1506 yılında ise; Lombardiya aristokratının oğlu Francesco Melzi ile tanışmıştır.

Francesco Melzi onu hiç yalnız bırakmamış hem öğrencisi hem de arkadaşı olmuştur. 1513 yılı ile 1516 yılları arasında Roma’da yaşamış ve Papa için geliştirilen projelerde bulunmuştur. Ünlü ressamın sağ koluna felç gelmesi sebebi ile resimden çok bilim çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bu süreçte yakın dosto Melzi ona destek olmuştur. Leonardo da Vinci, 2 Mayıs 1519 tarihinde Amboise’deki evinde hayata gözlerini yummuştur. Mirasının bir bölümünü arkadaşı Melzi’ye bırakmıştır.

Leonardo Da Vinci’nin Dönemini Yansıtan Sanat Eserleri

Leonardo da Vinci, birçok sanat alanında başarılı olmuş ve eserlerini sergilemiş Rönesans döneminin duyulan isimlerindendir. Başarıya ve azme çok önem veren ünlü ressamın yaşadığı dönemi yansıtan birçok eserleri mevcuttur.1470’te Oturan Figür ve 1472’de Annunciaton adlı çalışmasını yapmıştır. Doğadan etkilenen ressam bir yıl sonra ise Arno Vadisi Manzarası adlı eserini tamamlamıştır. İsa’nın Vaftizi adlı çalışmasını 1475 yılında; Ginevra Benci’nin Portresi’ni ise 1478’de yapmıştır. Madonna ve Çiçekli Çocuk adlı çalışmasını aynı yıl tamamlamış olan da Vinci, bir yıl sonra Aziz Hieronymus adlı eserini bitirmiştir.

1480’de Karanfilli Madonna adlı eserini yapmıştır. Çevreden etkilenen ressam bir sene sonra ise Akil Adamların Hayranlığı adlı eserini tamamlamıştır. Uçan Makine adlı çalışmasını 1487’de bitirmiştir. Eserlerinde insan figürlerini kullanan sanatçı, 1490’da Kakımlı Kadın adlı çalışmasını yapmıştır. Aynı yıl La Belle Ferronniere, Madonna Litta, Bir Müzisyenin Portresi, The Holy Infants Embracing adlı çalışmalarını tamamlamıştır. Dört yıl sonra ise Beş Grotesk Kafa adlı resim çalışmasını yapmıştır.

Ünlü ressam, 1495’te La Bella Principessa;1498’da ise Son Akşam Yemeği adlı eserini yapmıştır. 1530’te sanatının demirbaşı sayılan Mona Lisa adlı çalışmasını tamamlamıştır. İki yıl sonra Leda’nın Başı, Anghiari Savaşı, Anatomical studies, La Scapigliata adlı eserlerini bitirmiştir.1510’da Studies of water adlı eserini bir yıl sonra ise Rahimdeki Fetüs adlı çalışmasını yapmıştır. 1512’de Kımızı Tebeşir Oto portresini bir yıl sonra ise Kediler, Aslanlar ve Ejderha ve Vaftizci Yahya adlı çalışmasını bitirmiştir.

Leonardo Da Vinci’nin Eserlerinin Sergilendiği Yerler

Leonardo da Vinci öldükten sonra eserleri dünyanın birçok kentinde sergilenmiştir. Eserleri Floransa’daki Uffizi’nde, Paris’teki Louvre Müzesi’nde, Milano’daki Ambrosian Library’de sergilenmiştir. Budapeşte’de bulunan Güzel Sanatlar Müzesi’nde de sergilenen eserler; Londra’da bulunan National Gallery’de ve British Museum’da hayranlarına sunulmuştur. Ressamın sanat şehirlerinden biri olan Amsterdam’da bulunan Rijksmuseum’da da birçok eseri sergilenmiştir.

Amerika’nın New York kentindeki Metropolitan Museum of Art’ta sergilenen eserleri de büyük ilgi görmüştür. Krakow Ulusal Müzesi’nde de eserleri hayranlarına sunulmuştur. Bazı çalışmaları ise Krakow Ulusal Müzesi’nde sergilenmiştir. Washington’da bulunan Ulusal Sanat Galerisi’nde eserleri dünyanın dört bir yanından gelen hayranlarıyla buluşmuştur. Parma’nın Galleria nazionale di Parma şehrinde de İtalyan ressamın eserleri sergilenmiştir.

Leonardo da Vinci Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda gerçekleşen Rönesans ile birlikte Antik Yunan ve Roma sanatı yeniden hayat bulmuştur. Orta çağda insanlar üzerlerinde kilisenin baskısı olduğu için sanat ve bilime yönelmekte güçlük çekmişlerdir. Rönesans ile bu algı değişmiş ve yeni bir dünya görüşü başlamıştır. Bundan dolayı Rönesans’ın adına Klasizm de denilebilmektedir. Klasizm akımı aristokrasinin akımı olup; bu akımın en önemli temsilcilerinden sayılan Da Vinci; eserlerinde de bu etkilendiği akımlara yer vermiştir.

Rönesans döneminde yaşamış ünlü İtalyan ressam Leonardo da Vinci, Klasizm akımının yanı sıra Rönesans, İtalyan Rönesans’ı, Yüksek Rönesans akımlarını da benimsemiştir.