Pinturiccihio Kimdir? Pinturiccihio Hayatı

Pinturiccihio

Pinturiccihio, 1513 yılında doğan İtalyan bir ressam olup; 15. yüzyılın en önemli sanatçıları arasında yer almaktadır. Fresk, minyatür, resim tablolarıyla oldukça ünlenmiş ve takdir görmüş bir sanatçıdır. Kendisi; sanat hayatı boyunca ustalıkla devam ettiği resim sanatını Pietro Perugino ve Raffaello gibi ünlü ressamlara öğretmiştir.

13 yaşında yeteneği fark edilince ailesi tarafından Ressamlar Locası’na yazdırılmıştır. Burada tanıştığı ünlü ressamların tekniklerini tanımış ve kendi üslubunu geliştirme fırsatı bulmuştur. 1473 yılına kadar sanat eğitimine devam etmiş ve başlangıç dönemi eserleri vermeye başlamıştır. Pinturiccihio gibi önemli olan bir ressamın bazı dönemleri hakkında net bilgi elde edilememesinin nedenleri araştırma konusu olmuştur.

Pinturiccihio Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Daha çok kendi üslubuyla eser veren ünlü ressam; İtalyan Rönesansı akımından etkilenmiştir. Yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans akımı; felsefe, bilim ve diğer etkinlik alanlarını derinden etkilemiştir. Çelikle bilim alanında yaşanan gelişmeler hümanizm gibi akımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Coğrafi keşifler, matbaanın kullanılmaya başlanması, sömürü hareketleri gibi insanlık tarihini derinden etkileyen olayların yaşanması; sanat dünyasının değişmesine de sebebiyet vermiştir. Doğalcılığın karşısına koyulan bu akım; pek çok sanatçıyı etkilemiş ve daha akılcı çözümler üretmeye yönlendirmiştir. Duygular ve iç dengenin önemli olmadığı akımda; daha çok insan ilişkileri, toplumsal sorunlar konu edinilmiştir.

Sanatçıların pek çoğunda olduğu üzere Pinturiccihio da dünyanın yeni bir anlayışla betimlenmesi konusundan etkilenmiş ve bu yönde eserler vermeye başlamıştır. Burada kullanılan sistematik yöntem neredeyse tüm Rönesans sanatçıları tarafından kullanılmıştır. Antik Yunan mitolojisinin aşılması noktasında zorlu bir mücadeleye giren sanatçılar; el işçilerinin ve zanaatkârların üzerinde görülmeye başlamışlardır.

Ünlü Ressamın Sanat Anlayışı Hakkında

Pinturiccihio; öğrencisi ve aynı zamanda arkadaşı olan ressamları derinden etkileyen bir sanat anlayışına sahiptir. Her dönemde kendisini takip eden ve ondan esinlenen ressamlara rastlamak mümkündür. Mısır Gezisi, İsa’nın Çarmıha Gerilmesi gibi eserlerinde dini motiflere yer vermiştir. Manastır, kilise gibi yerler için eserler vermeye başlamış ve bu yapıların içerisine dini hikâyeler resmetmiştir.

Sistina Şapeli içerisine resmettiği ‘Musa’nın Doğumu’ eseriyle sanat dünyasında yankı yaratmıştır. Bu eseri sanat merkezinde ziyaretçilere açık olarak sergilenmektedir. Onun sanat anlayışına göre sanat toplum içindir ve sanatın gelişmesinde sanatçı ile toplumun ilişkileri çok önemlidir. Sanatçı sadece sanat için bir eser ortaya koymamalı ve toplumu önemsemelidir.

Pinturiccihio; sanatın ve bilimin ilerlemesinden yanadır. Dönemin önemli manastırları ve diğer dini mekânlarında eser vermeye devam eden ressam; aynı zamanda öğrenci yetiştirmeye de devam etmiştir. Ona göre sanat öğretilebilir olduğu için; bu bakımdan sahip olduğu tüm sanat bilgisini öğrencilerine aktarmıştır.

Ünlü Ressamın Eserlerine Genel Bakış

Borgio Odaları Freskoları, Piccolomini Kitaplığı Freskoları ve Odyssei’dan Sahneler tabloları; ressamın başlıca eserleri olarak bilinmektedir. Verdiği tüm eserler Rönesans akımına yön veren tablolardır. Bu yeni akımın şekillenmesinde büyük rol oynayan ressam; eserlerini kendi üslubuyla yayınlamış ve kendisinden sonra gelen ressamlara örnek teşkil etmiştir. Güçlü bir fırça tekniğine sahip olup; neredeyse tüm konular hakkında eser vermiştir.

Pinturiccihio; dini motiflerin Antik veya Yunan mitolojisinde olduğu gibi işlenmesine karşı gelmiştir. Kutsal kitaplarda veya diğer hikâyelerde bahsi geçen dini unsurların aynen resmedilmesinden yana olmuştur. Bu bakımdan daha gerçekçi çizgiler kullanmıştır. Bunu yaparken klasik dönem kurallarını bir kenara bırakmış ve kendi kurallarına göre hareket etmiştir. Bu yaklaşımı; yaşadığı dönemin en belirgin özelliklerinden biri olan özgürlükçü yaklaşımın örneği niteliğindedir.

1484 yılında Papa tarafından dini motiflerin Apostol Sarayı’na resmedilmesinde görevlendirilmiştir. Bu eserlerin tamamı dini unsurları içermesinden kaynaklı geleceğe taşınabilmiştir.

Ünlü Ressamın Della Rovere Hizmeti Hakkında

Daha önce yaptığı çalışmalar ile gündeme gelen ressam; Della Rovere ismi verilen ünlü bir aile tarafından fark edilmiştir. Bunun sonrasında kendisine iş teklifi yapan aile ile çalışmaya başlamıştır. Bu aile için yaptığı en önemli çalışmalardan bir tanesi ‘Yarı Tanrılar Tavanı’ olarak bilinen ve ünlenen tavan süslemesidir. Sekizgen şekilde çalışmış olduğu süslemede, 63 farklı mitolojik yaratık resmedilmiş olup; altın varaklar ile saha zengin bir görüntü elde edilmiştir.

Daha sonra farklı yerler için yine bu ünlü aileye çalışmalar yapmayı sürdürmüştür. Altın varak kullanarak yaptığı mimari süsleme eserlerinde; İncil’den dini unsurlar kullanmıştır. Pinturiccihio daha sonra bu eserlerine deniz savaşı motifleri de etkilemiştir. Bazı kaynaklara göre kendisinden sonra gelen ressamlar tarafından yapılan bu çalışmalara ünlü ressam imza atmamıştır.

Pieter Brueghel Kimdir? Pieter Brueghel Hayatı

Pieter Brueghel

Pieter Brueghel; 16. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Hayata olan bakış açısı, ezilen insanların yanında oluşu, insanların çektiği çilelere karşı kayıtsız kalamaması sebebi ile pek çok kişi tarafından sevilen ünlü ressam; “baba” olarak adlandırılmaktadır. Resim sanatının dışında gravür, baskı ve peyzaj üzerine de çalışan sanatçı; hayatı boyunca gelecek nesillere örnek olacak pek çok esere imza atmayı başarmıştır. Yaşadığı bölgede Rönesans akımının öncüsü olarak görülen sanatçının birçok eseri sanat merkezlerinde sergilenmektedir. Sanatçı; 1569 yılında Brüksel’de hayata veda etmiştir.

Pieter Brueghel Hayatı

Pieter Brueghel; 1525 yılında Breda (Bugünün Hollandası) şehrinde doğmuştur. Sanatçı; hayatı boyunca resim sanatına olan tutkusu ile bilinmektedir. Resim sanatını geliştirmek adına ünlü ressam Pieter Coecke van Aelst’in yanında çırak olarak işe başlamıştır. Burada resim sanatına dair pek çok şey öğrendikten sonra ünlü gravürcü Hieronymus Kock- Wellens’in yanında çalışmaya başlayan sanatçı; burada Giorgio Ghisi ile tanışmıştır.

Giorgio Shisi sayesinde İtalyan Maniyerizm ile yapılan eserleri inceleme fırsatı yakalamıştır. 1551 yılında; Gilda di San Luca Locası olarak bilinen bir locaya katılmıştır. Bir yıl burada kaldıktan sonra 1552 yılında İtalya ve Fransa’ya giderek resim yeteneğini geliştirmiştir. Ünlü ressam; dâhil olduğu Aziz Luca Loncasının üstat ressamı olarak kabul edilmiştir.

Pieter Brueghel; 1554 yılında yaptığı seyahatten dönerek mecazi anlamlı eserler ve gravür desenleri çizmeye başlamıştır. 16. yüzyıl yaşamının gülünç ve acıklı yönleri ile ilgilenen sanatçı; 1563 yılından itibaren kendini grafik sanatına adamıştır. Aynı yıl Brüksel’e yerleşen sanatçı; burada üzerinde gençlik yıllarından itibaren çalıştığı “Aylar” isimli eser serini ortaya çıkarmıştır. Hayatının son yıllarında bu eserleri üzerine çalışan sanatçı; 1569 yılında henüz 44 yaşında iken hayata veda etmiştir.

Pieter Brueghel’in Eserleri

Pieter Brueghel; hayatı boyunca birçok yapıta imzasını atmayı başarmış bir sanatçıdır. Ünlü ressamın çalışmaları 1556 yılından itibaren bilinmektedir. Bu eserler arasında pek çok gravür çalışması bulunmaktadır. 1556 yılında yaptığı; “Alpine Landscape” ve “Big Fish Eat Little Fish” adlı gravürleri; bilinen en ünlü eserleri arasında yer almaktadır.

Hayatı boyunca gördüğü savaş, yıkım gibi olaylardan etkilenen ressam; bu olayları resimlerine yansıtmıştır. 1559 yılında yaptığı “Karnaval ve Perhiz Arasındaki Savaş” adlı eserinde; savaş gibi olumsuzlukların insan davranışlarında neden olduğu etkileri yansıtmıştır. Yine aynı yıl “Felemenk Atasözleri” adını verdiği bir eserini yayınlamıştır.

Ünlü ressamın en bilinen eserleri arasında 1560 yılında yaptığı “Çocuk Oyunları” adlı eseri yer almaktadır. 1562 yılında yaptığı “Ölümün Zaferi” adlı resmi ile savaşa ve insanlığa olan tepkisini açık bir şekilde sanatına yansıtmıştır. Bunun yanı sıra köy ve kırsal yaşam hayranı olan ünlü ressam; sanatına da bu durumu yansıtmıştır. “Köy Düğünü”, “Köylü Dansı”, “Sürünün Geri Dönüşü”, “The Wedding Dance” gibi eserleri kırsal ve köy hayatını anlatan eserleri arasında yer almaktadır.

Etkilendiği Akımlar

Pieter Brueghel; Rönesans akımını benimseyen ressamlar arasında olmakla birlikte benimsediği ve etkisi altında kaldığı akım “hümanizm” olarak bilinmektedir. Eserlerine yansıttığı insan hayatı ve insanların yaşadığı zorluklar; ünlü ressamın hümanizmi benimsediğinin göstergesidir. Bir dönem yanında çalıştığı ünlü gravürcü Hieronymus Kock- Wellens’in gerçek-dışı etkisinde kaldığı da eserlerinden görülmektedir.

Ünlü sanatçı; doğaya olan tutkusu sebebi ile bazı kesimler tarafından “Natüralist” olarak da adlandırılmaktadır. Bunun yanı sıra verdiği eserler sayesinde yaşadığı yerde Rönesans’ın öncüsü olarak adlandırılmaktadır. Ünlü ressam; savaşın, açlığın, sefaletin, özgürlük mücadelelerinin yoğun olduğu bir dönemde yaşadığından dolayı eserleri de gördüğü ve yaşadığı olayları yansıtmaktadır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Pieter Brueghel; yaşadığı dönemin en meşhur ressamları arasında yer almaktadır. Sanatçının kendine özgü stili; doğaya olan tutkusu ve yaşam koşullarına olan tepkisi arasında şekillenmektedir. Eserlerinde genellikle savaş, sefalet, yıkım, perişanlık ve tüm bunlara rağmen dayanışma temalarını işlemektedir. Köy ve kırsal hayata olan tutkusu sayesinde; burada yaşayan insanların hayatlarını ve zorluklarını eserlerine sıklıkla yansıtmıştır.

Ünlü ressam; eserlerinde Flaman atasözlerini betimleyerek farklı bir stilde çalışmalar yapmıştır. Eserlerinde genellikle kutsal konulu hikâyeler, köy bayramları, çocuk oyunları gibi konuları işlemiştir. İnsan hayatına olan saygısı sebebi ile “Köylülerin Brueghel’i” olarak da adlandırılmaktadır. Eserlerine işlediği ince detaylar ve temalar sayesinde eserlerinden farklı anlamlar çıkarılabilmektedir.

Pierre- Aguste Renoir Kimdir? Pierre- Aguste Renoir Hayatı

Pierre- Aguste Renoir

Pierre- Aguste Renoir; 1841 yılında dünyaya gelmiş olup; izlenimcilik akımının önde gelen temsilcilerindendir. Orta halli bir aileden gelen bu ünlü ressam; kendisini her zaman geliştirmiş ve izlenimcilik akımı için oldukça değerli olan eserler ortaya koymuştur. Çocukluk yıllarında rahiplerle birlikte okumuştur. Burada temel eğitimlerini almakla birlikte; resim sanatına ilgisinin olduğunu da öğrenmiştir. Bir süre sonra oğullarının tutkusunu fark eden ailesi onu daha iyi bir eğitim alabilmesi için okuldan alarak Levy kardeşlerin atölyesine vermişlerdir.

Pierre- Aguste Renoir; oldukça usta olan bu sanatçıların yanında porselen tabak boyayarak tekniğini geliştirmiştir. Bu işi sevmiş ve resim sanatının ne kadar hayranlık uyandırdığını bir kez daha keşfetmiştir. Akşamları bu atölyeden sonra eğitim almak için resim atölyelerine gitmiş ve zamanının büyük bölümünü orada geçirmiştir.

Daha sonra büyük makinelerle basım yapan atölyelerle baş etmek zorunda kalan Levy kardeşler; zor anlar yaşamaya başlamışlardır. Mekanik basım, el işçiliğini geçme noktasına gelmiştir. Bu bakımdan bu atölyeden ayrılmak zorunda kalan ünlü ressam; yelpaze boyayan bir atölyeye devam etmiştir. Burada resim yapmak yine ona çok iyi gelmiş ve diğer ressamların 18. yüzyıl eserlerini taklit etmeye başlamıştır. En büyük hayali olan resim sanatıyla uğraşmak için para biriktirmiştir.

Pierre- Aguste Renoir’in Sanat Anlayışı

Yaşadığı dönem 18. yüzyıl tipik sanat anlayışına sahip ressamlar ile dolup taşmaktadır. Ayrıca kültürel ortam da bu yüzyılın felsefesi etrafında gelişmiştir. Tüm orta sınıfın hayatın tadını çıkarmasının etrafında dönen sosyal yaşam; ünlü ressamın eserlerine de yansımıştır. Sanat hayatının ilk yıllarında Manet üslubunu benimsemiş ve ona hayranlık beslemiştir. Bu üslubunu daha sonraları Delacroix renk seçimleriyle birleştirmiştir. Bununla birlikte Renoir’in sanat anlayışına göre hiçbir sanatçıya körü körüne bağlanılmamalı, ressam kendi üslubunu oluşturmalı ve yorumlamalıdır.

Kendi gibi ressam olan en yakın dostu Laporte’nin tavsiyesi üzerine güzel sanatlar akademisi sınavlarına girmiş ve dereceyle bu sınavları kazanmıştır. Daha sonra en ünlü atölyelerden biri olan Charles Gleyre atölyesine girmeyi başarmıştır. Burada sanat anlayışını değiştiren ve yönlendiren ressamlarla tanışmıştır. Bunlar; Bazille, Alfred Sisley ve Cladue Monet’tir. Pierre- Aguste Renoir bu yıllarda sanat salonlarına eserler sunmaya başlamıştır. Bunlardan bir tanesi Peri ile Kır Tanrısı eseri olup; bu eser salona kabul edilmemiştir.

Pierre- Aguste Renoir Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

1863 yılına kadar devam ettiği atölyeden ayrılmıştır. Daha sonra geleceğin izlenimcilik akımına mensup olacak arkadaşlarıyla birlikte açık havada resim yapmaya başlamıştır. Virgile Narcisse ile tanışmış ve bu ressamdan daha açık renkler kullanması gerektiği tavsiyesini almıştır. Burada verdiği eserlerden biri olan ‘Atölye’ ile diğer eseri ‘Cenaze Töreni’ tablolarında Courbet etkisi gözlenmiştir.

Courbet ile bu arkadaşları aracılığıyla tanıştığı bilinmektedir. Pierre- Aguste Renoir aslında tamamen taklit etmekten değil üslubuyla yorumlamaktan dem vuran bir ressamdır. Bu bakımdan eserlerinde tam olarak bir akımın ve ressamın etkilerini görmek oldukça zordur.

Ünlü Ressamın Sanat Eserlerine Genel Bakış

İzlenimcilik akımında olduğu gibi bu ünlü ressam da ışık ve gölgenin ritmik uyumunu tablolarında kullanmıştır. Ancak yine de diğerlerinden ayrılan bir üsluba sahiptir. Geleneksel etkinin altında kalan cilalı görünümü bazen tercih etmiş, ancak gölge ve ışıkla kendi üslubunu yansıtmıştır. Renkleri siyah, koyu yeşil ve soluk mavi olarak tercih etmiş ve tuval üzerine hazırlama renkleri olarak yaymıştır. Bu sayede tablolara cilalı bir görünüm kazandırmıştır.

1867 yılına gelene kadar açık renkler tercih etmiştir. Resmetmek istediği konuyu beyaz tuval üzerine uygulamak için ziftli hazırlamalardan uzak durmuştur. İlk resimlerinde mavi renkten fon yaparken diğer resimlerinde koyu renklerin çoğunu cila niyetine kullanmıştır. Pierre- Aguste Renoir; Pre empresyonizm ve klasik akım arasında bu şekilde bir bağlantı kurmuştur.

Ünlü Ressamın Empresyonizm Akımına Getirdiği Yenilikler Hakkında

Beyaz tuvalin üzerine direkt resim yapmak yerine vernik olarak renkleri kullanmayı tercih etmiştir. Ayrıca 1876 yılına kadar Loca veya Balerin eserlerinde görsel karışıklığı kullanmıştır. Akıma mensup ressamlardan ayrı olarak Pierre- Aguste Renoir; görsel karışıklığı tuval üzerindeki titreşimleri arttırarak ustaca dengelemiştir.

Resme bakanların renkleri daha derinden ayırabilmesi için ufak fırça darbeleri ile resme ve renklerine virgül koymuştur. Bu teknik ile büyük tablolarda ağaçlar ve modellerin daha aydınlık bir biçimde ayrılmasını sağlamıştır. Bu durum onun kendisinden sonra gelen ressamlar tarafından takip edilmesini sağlamıştır.

Peter Paul Rubens Kimdir? Peter Paul Rubens Hayatı

Peter Paul Rubens

Peter Paul Rubens; Rönesans döneminde yaşamış ve son derece önemli eserler vermiş bir ressamdır. 1577 yılının Haziran ayında dünyaya gelmiştir. Barok tarzının önde gelen isimlerinden olup bu döneme dair temalar eserlerinde ön plana çıkmaktadır. Rönesans ve Reform karşıtı bir ressam olduğundan dini temalı tabloluları da vardır.

Kendisinden önce yaşamış olan Mihelangelo, Titian ve Pieter Brueghel gibi büyük ressamlardan etkilenmiştir. Eserlerinde bu ressamların teknikleri yer alır. Kendi tekniğini bulana kadar onların teknikleriyle pek çok eser vermiştir. Uzun dönem sanat galerisinde Avrupa’nın en önemli soylularının ve koleksiyoncularının resim almaları için eserler ortaya koymuştur. Klasik dönem Rönesans akımlarından biri olan hümanizm ile eğitim aldığından bilim adamı ve sanat insanı olarak aktivitelerde bulunmuştur. Peter Paul Rubens aynı zamanda sanat koleksiyoncusu ve İspanya, İngiliz krallarınca göreve getirilmiş bir diplomattır.

Peter Paul Rubens Sanat Yaşamı

Ünlü ressama göre sanatçının görev alanı; çevresinde bulunan doğayı resmetmek ve nesnelerin güzelliklerini canlı bir şekilde izleyicisine hissettirmektir. Carraci ve okulunu oldukça hayranlıkla takip eden ressam; onların hikâye ve romanları yeniden canlandıran tablolar yapmasını son derece takdir etmiştir. Bununla birlikte Caravaggio’nun doğayı inceleyerek tablolarında yansıttığı içtenliği saygıyla karşılamıştır.

Flaman olan Peter Paul Rubens; kendi döneminde Flaman resminin en büyük sanatçılarından biri olarak görülmüştür. Aynı zaman barok döneminin en önemli eserlerini ortaya koymuştur. Bu bakımdan kendisine hayran olan ve takip eden pek çok ressam, sanat sever vardır. Flaman resmini takip ederken kendisi anti kilizim görüşündedir.

Resimlerinde bulunan yapı ve ritim arasındaki bağlantı ile Michelango’yu, renk kullanımı açısında da Tiziano’yu andırmaktadır. Caravaggio’dan ise ışık ve atmosfer kullanımını almıştır. Bütün bu esinlenmeleri kendi duygu ve düşünce yapısı ile yeni bir üslupla yapmıştır.

Ünlü Ressamın Eserlerine Genel Bakış

Oldukça yetenekli olan barok dönemi sanatçısı ve soylulara tablo yapan ressam olarak ün yapmıştır. Taslağını kendisinin hazırladığı tabloların detaylarını asistanları yapmışlardır. Son kontrollerini bizzat yaptıktan sonra tablolar sergilenmeye hazır hale getirilmiştir. Dönem içerisindeki atölye çalışmaları her ressam için bu şekilde ilerlemektedir. Uzun ve zorlu çalışmaların en önemli noktası siparişlerin bu yöntemle yetişebilir hale gelmesidir. Saraydan ve özellikle kraldan siparişler alan Peter Paul Rubens kendi döneminin vazgeçilmez isimlerinden bir tanesidir.

Siyasi hayatı da olan ressamın pek çok alanda arabuluculuk yaptığı bilinmektedir. Bu bakımdan önemli bir diplomattır. Ayrıca pek çok ünlü öğrencisi olmuştur. Bu öğrencilerden en bilindik olanı Van Dyc’tır. Zenginlik, başarı ve mutlulukla geçirdiği sanat yaşamına saray ressamı olarak devam etmiştir.

En Önemli Tablolarına Genel Bakış

Self Portrait adlı çalışması; ressamın en önemli eserlerinden bir tanesi olup; ilk eşi İsabella Brant ile kendisini resmettiği tablodur.  Son derece şık kıyafetler içinde romantik bir çift olarak tasvir ettiği eşini ve kendisini nesnelerinin dokularına kadar incelikle detaylandırmıştır. Barok resminin özellikleri bu tablosunda ön plana çıkmaktadır.

Önemli eserlerinden bir diğeri Descent From The Croos tablosudur. Antrwerp Katedral’i siparişi üzerine yaptığı bir tablodur. Çarmıktan indirilen İsa’yı resmeden Peter Paul Rubens; döneminin özelliklerine uyarak ışık ve gölgenin zıtlığından doğan güçlü ve heyecanlandırıcı tasviri kullanmıştır. Işık alan yerler mat, gölge olan yerler canlı olan renklerle resmedilmiştir. Ayrıca sanat severler tarafından hayranlıkla takip edilmiş bu tabloda tekniğinin ne kadar kuvvetli olduğunu gözler önüne sermiştir.

Usta Ressamın Son Eseri St. Cecilia

Bu tabloda ünlü ressam karısı Helena Fourment’i tasvir etmiştir. Barok döneminin tüm özelliklerini tablo üzerinde kullanmıştır. Kendine has tekniği ile yaptığı pek çok eserde kendisine modellik yapan karısını bu eserde tek başına resmetmiştir. Eşiyle evlendiğinde kendisi 53 eşi ise 16 yaşındadır.  Evlendikleri gün eşi ve kendisi cennet müziği duyduklarına inandıkları için Peter Paul Rubens eşini; St. Cecilia Hristiyanlık anlayışında azize olarak isimlendirilmiştir.

Resimde gölge ve ışığı kullanarak izleyicisine heyecan uyandırmayı hedeflemiştir. Sağlam bir zemin hazırlayan ressam; gölge olan yerleri canlı, ışık olan yerleri mat çizerek farklı bir teknik ortaya koymuştur. Bu eserinden sonra sanat dünyasında oldukça yankı yaratmıştır. 1640 yılında hayata veda etmiştir. Kendisi en önemli barok sanatçılarından biri olarak sanat dünyasında büyük bir iz bırakmıştır.

Pedro Berruguete Kimdir? Pedro Berruguete Hayatı

Pedro Berruguete

Pedro Berruguete; 15. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Bazı kaynaklara göre İspanya’nın ilk Rönesans ressamı olduğu düşünülmektedir. 1450 yılında dünyaya geldiği düşünülen sanatçı; resimlerinde dinsel temaların yanı sıra kahramanlık ve heyecan unsurlarını da işlemiştir. Ünlü ressam; 1504 yılında hayata veda etmiştir. Anonim olarak bilinen birçok eser; yapılan araştırmalar sonucunda ünlü ressama ait çıkmıştır.

Pedro Berruguete Hayatı

Pedro Berruguete; bulunan belgelere dayanarak ünlü ressamın 1450 yılında dünyaya geldiği düşünülmektedir. Belge yetersizliğinden dolayı hayatının ilk yıllarına ait kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ancak yapılan bazı araştırmalar sonucu ünlü ressamın; Parades de Nava’lı Berruguete ailesinin oğlu olduğu saptanmıştır. Sanatçının hayatı ile ilgili kesin bilgiler 1495 yılından sonra belgelenmiştir. Ünlü ressamın; 1495 yılında Toledo Katedrali için resimler yaptığı bilinmektedir.

Pedro Berruguete’nin; bir süre İtalya’ya gittiği düşünülmektedir. Burada kendine yeni bir stil oluşturduğu ve bu stil ile eserler ortaya çıkardığı görülmektedir. Bazı belgelere göre; ünlü ressamın 1477 yılında Urbino Sarayının kitaplığı için resimler yaptığı düşünülmektedir. Hayatına dair bilinen belgelere göre; Kral Ferdinand ve Kraliçe Isabella’nın bir süre saray ressamlığını yaptığı görülmektedir.

Ünlü ressamın; Elvira Gonzalez adlı bir kadınla evlendiği ve 6 çocuk sahibi olduğu da belgelerde bulunmaktadır. Pedro Berruguete; ünlü heykeltıraş Alonso Berruguete’nin babasıdır. Ünlü ressam; evlendikten sonra Avila’ya yerleşmiş ve hayatının sonuna kadar burada yaşamıştır. Genel olarak tüm resimlerinin Avila’da olması sebebi ile 1490 yılında burada bir stüdyo açtığı düşünülmektedir. Sanatçının; 1504 yılında Avila’da henüz 54 yaşında iken hayat veda etmiştir.

Pedro Berruguete’nin Eserleri

Pedro Berruguete; hayatı boyunca pek çok esere imza atmış bir sanatçıdır. Ancak hayatının ilk yıllarına dair kanıtlar kesin olmadığından dolayı bazı resimleri saptanamamıştır. Yapılan araştırmalar sonucu; renk seçimi, fırça darbesi, ortaya çıkardığı figürler gibi temalar ele alınarak isimsiz pek çok eserin sahibi olduğu saptanmıştır.

Ünlü ressamın bilinen ilk eseri San Juan Kilisesi için yaptığı “İsa’nın Haçını Doğrulama”  panelleri olarak bilinmektedir. Daha sonra İtalya’ya giderek yeni bir anlayış kazanan sanatçı; döndükten sonra “Federico da Montefeltro ve oğlu Guidobaldo’nun Portresi” adlı eserini ortaya çıkarmıştır. Ünlü ressam aynı zamanda “Aristotle”, “Virgil”, “Seneca”, “Plato”, “San Pablo”, “San pedro” gibi ünlü isimlerin de portrelerine imzasını atmıştır.

Sanatçının ilk yıllarına ait çizdiği resimler bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar sonucu bazı resimlerin sanatçıya ait olduğu tespit edilmiştir. Bilinen en ünlü tablosu “Ptolemy” adlı eseridir. Sanatçının kilise için yaptığı bazı eserler sanat merkezlerinde sergilenmektedir. Bunun yanı sıra; “The Adoration of the Tomb of Saint Peter Martyr”, “The Virgin and Child”, “La Prueba del Fuego”, “Saint Ambrose and Saint Augustine”, “The Miracle of the Cloud”, “Apparition of the Virgin to a Community of Dominicans”, “Cardinal Bessarion” gibi pek çok esere de imzasını attığı bilinmektedir.

Etkilendiği Akımlar

Pedro Berruguete; gotik sanatın etkisi altında pek çok eser meydana getirmekle birlikte barok akımının da etkisi altında kalmıştır. Ünlü ressamın; İtalyan ve Flaman sanatından etkilendiği; eserlerinde kullandığı gotik kent manzaraları, yuvarlak ağaç stili ve sarı rengin yoğunluğu ile açıkça görülmektedir. Ünlü ressam; yaşadığı dönemde gotik akımının yanı sıra Rönesans akımını da benimsemiştir.

Sanatçının uyguladığı fon; Flaman sanatının izlerini taşımaktadır. Bunun yanı sıra İtalyan Rönesans sanatını eserlerine yansıtmakla birlikte ülkesine de bu sanatı taşımıştır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Pedro Berruguete; resim sanatında kendine özgü stili ile bilinmektedir. Resimlerinde genellikle kahramanlık, heyecan gibi unsurlara yer veren ünlü ressam; yalın fakat gerçekçi bir üsluba sahiptir. Eserlerinde; doğa ve manzara resimlerine sıklıkla yer vermiş olan ünlü ressam; Gotik sanat stili ile yapıtlar ortaya çıkarmıştır. Ressamın tablolarında yer alan kadın ve erkek figürleri; ayırt edici özelliklere sahiptir.

Tablolarda yer alan kadın figürleri; yuvarlak yanaklara sahip ve ağır göz kapaklı kadınlar olarak iç sahnede tasvir edilmektedir. Erkek figürleri ise; odaklanmış bakışlara ve yüzlerinde derin kırışıklara sahiptir. Aynı zamanda ünlü ressamın; karakterlerin ellerini büyük olarak tasvir edildiği gözlemlenmiştir.

Ünlü sanatçı; tablolarında dinsel temaları ve kullandığı dinsel figürleri vurgulamak amacı ile yaldız kullanmıştır. Bununla birlikte barok tarzı resimler ortaya çıkaran ünlü ressam; önemli figürlerin arka planında goblen kullanmıştır.

Paul Klee Kimdir? Paul Klee Hayatı

Paul Klee

Paul Klee; Alman kökenli olup aslen İsviçreli bir ressamdır. Sanat yıllarının en başlarında oryantalizmi öğrenmiştir. Kendine has bir görüşle dışavurumculuk, kübizm, gerçek üstücülük gibi pek çok akıma yön veren bir ressam olmuştur. Renk teorisi hakkındaki tecrübelerini anlatan bir esere sahiptir. 1879 yılında aralık ayında dünyaya gelen ünlü ressam; İsviçre’de çocukluk yıllarını tamamlamıştır.

Oldukça yakın arkadaş olan Wassily Kandinsky ile Bauhaus okulunda eğitmenlik yapmaya başlamışlardır. Burada geçirdikleri yıllar boyunca eğitim vermeye devam etmiş, aynı zamanda eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserler sayesinde ün yapmışlardır.

Küçük yaşlardan itibaren hem resme hem de müziğe ilgi duymaya devam eden ressam; iki sanatın ortak bir paydada birleşebileceğine inanmaktadır. Yaşadığı dönemde bu gibi anlayışlara pek yer olmadığından ortaya koyduğu eserlerde bu düşüncesi fazla benimsenmemiştir. Daha sonraki yıllarda görsel sanatlara olan ilgisinin daha fazla olduğunu anlamış ve müzikle ilgilenmemeye başlamıştır. 19 yüzyılda ünlü bir müzisyen olmak yerine ünlü bir ressam olmayı tercih etmiştir. Paul Klee bu anlamda kendini müzikten soyutlamıştır.

Paul Klee Erken Dönem Sanat Çalışmaları Hakkında

1906 yılında bir müzik öğretmeniyle evlenmiş ve kendisi dergilere resim yaparken eşi de müzik dersleri vermeye başlamıştır. Ancak bu işten sıkılan ve başarılı olamayacağını düşünen Paul Klee; Voltaire romanı Candide için resim çalışmaları yapmaya başlamıştır. Bu süreçte öncü sanatçılardan Wassily Kandinsky ve Franz Marc ile tanışmıştır. Bu sırada ‘Mavi Süvariler’ isimli sanat grubuna dâhil olmuştur.

1912 yılından itibaren Kübizm akımına ilgi duymaya başlamıştır. Saf resim olarak bilinen soyut resmin öncülerinden biri olmuştur. Robert Delaunay ve Maurice de Vlaminck isimli; soyut eserler veren bu ressamlar; kendisine ilham kaynağı olmuştur. Ancak bu ressamları tam olarak taklit etmemiş ve kendi renk dünyasından bir teknik oluşmuştur. Renklerin kısıtlı tonlarını bir araya getirerek Taş Ocakları eserini meydana getirmiştir. Bu gibi basit manzara resimlerinde ona ve onun gibi sembolist aynı zamanda kübist ressamlar için derin ifadeler bulunmaktadır.

Sanatının Kırılma Noktası Nedir?

Oldukça ünlenen ve kendi tarzını oluşturan Paul Klee; sanatında kırılma noktasını Agusta Maçken ve Lois Milliyet ile tanışması ve Tunus’u ziyaret etmesine bağlamıştır. Bu mistik ülkede bulduğu ışık tekniği nedeniyle tüm sanat anlayışı yerle bir olmuştur. Orada bulunan ışığın kalitesinden çok etkilendiğini sürekli olarak belirtmiştir.

Bu aydınlanmadan sonra doğa ve sembolizmin renkler ile birlikte farklı bir şekilde yansıtılması anlayışını geliştirmiştir. Bu anlayışa uygun olarak Dramatik Tablolar serisini başlatmıştır. Renk ve soyutlama sanatını klasik anlayışı ile birleştirdiği yeni anlayıştaki en önemli eseri Bavyeralı Don Giovanni ‘dir.

Dünya Savaşı Eserlerine Genel Bakış

Paul Klee; Tunus’tan evine döndüğü yıl içerisinde Dünya Savaşı başlamıştır. Ancak kendisi bu olayla hiç ilgilenmemiş hatta üzerine alaycı bir yaklaşımda bulunmuştur. Ancak daha sonraları ister istemez savaşın etkilerini hissetmeye başlamıştır. Bu dönemde verdiği eserlerde; savaş teması içeren pek çok litografi meydana getirmiştir.

Kalem ve mürekkep kullandığı bu eserler sayesinde kariyer olarak daha da parlamıştır. Kendisi hakkında pek çok ressam tarafından övgüyle bahsedilmeye başlanmıştır. Sanat çalışmalarına savaş boyunca devam etmiş hatta sergiler açmıştır. Bu dönemde resimleri hiç olmadığı kadar iyi fiyatlarla satılmaya başlamıştır.

Savaş Yıllarından Sonraki Kariyerine Genel Bakış

1919 yılına geldiğinde Duesseldorf Sanat Akademisine başvuruda bulunmuştur. Ancak kendisine olumlu cevap verilmemiştir. Bu olumsuz gelişmenin üzerine sanat tüccarı olan Hans Goltz ile üç senelik bir anlaşmaya imza atmıştır. Goltz; herkes tarafından bilinen bir sanat galerisine sahip bir tüccar olduğundan Paul Klee reklamını bu sanat galerisinde yapmıştır. Bu sanat galerisinde sanatçının 300 eseri sergilenmiştir.

Daha sonra dostu olan Kandinsky ile birlikte çalıştıkları Bauhaus bünyesinde sanat ve akımlar ile ilgili teoriler üretmeye devam etmiştir. Bu sırada kendi sanat sergisini açmıştır. 1933 yılında Nazi hareketi ile Naziler; yozlaşmış buldukları için Bauhaus’u kapatmışlardır. Naziler tarafından işinden edilen ünlü ressam bir süre bu sorun yüzünden sıkıntı çekmiştir. Daha sonra büyük bir hayranlık beslediği Picasso ile tanışmıştır.

Bu yıllarda sanatının doruğunda olduğu herkes tarafından söylenmeye başlamıştır. Ad Parnassum isimli tablosu ile ününe ün katan ressam; paletinde ve tekniğinde bazı değişikliklere gitmeye başlamıştır. Bu değişiklikte; hayatının yönünün karamsar bir havada devam etmesinin payı vardır.

Paul Gauguin Kimdir? Paul Gauguin Hayatı

Paul Gauguin

Paul Gauguin; 19. yüzyılın önemli ressamları arasında yer almaktadır. 1848 yılında Paris’te doğan ünlü ressamın; 35 yaşına kadar resim alanında herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. Paul Gauguin; resim alanının yanı sıra gravür alanında da çalışmalar yapmıştır. 1903 yılında yaşamını sürdüğü Markiz adalarında henüz 54 yaşında iken hayata veda etmiştir. Ünlü ressam hayatının 9 haftalık bir döneminde Vincent Van Gogh ile birlikte resim çalışmaları yapmıştır.

Paul Gauguin’in Hayatı

Paul Gauguin; küçük yaşta babasını bir trafik kazansında kaybetmesinin ardından annesi ve kardeşleri ile birlikte Peru’ya giderek akrabalarının yanında 4 yıl geçirmiştir. Fransa’ya döndükten sonra Orléans’da eğitim alan ünlü ressam buradan mezun olduktan sonra bir ticaret gemisinde çalışmaya başlamıştır. Askerlik yaşı geldiğinde askeri görevini de denizci olarak yapan ünlü ressam; askerlik bittiğinde Pisarro aracılığıyla borsa işine girmiştir.

Borsa’dan büyük paralar elde eden ünlü ressam; daha sonrasında ünlü tabloları toplayarak tablo koleksiyonculuğu yapmaya başlamıştır. Bu işlerden arta kalan zamanlarında ise resim çalışmaları yapan sanatçı; 1883 yılında kesin bir karar vererek kendini ressamlığa adamıştır. Ancak ünlü ressamın eserleri o dönemde beklediği ilgiyi uyandıramadığından uzun yıllar gezgin olarak hayatını geçirmiştir. Bir süre sonra Tahiti’ye yerleşen ressam burada sefalet içinde bir yaşam sürmüştür. Tahiti’den sonra yerleştiği Markiz Adalarında da sevilmeyen ressam burada yoksul biri olarak hayata veda etmiştir.

Paul Gauguin Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Paul Gauguin; resimlerinden beklediği ilgiyi alamayarak ciddi para sıkıntıları yaşamıştır. Bu sebeple bir süreliğine Panama’ya giderek burada hayatını devam ettirmiştir. Ancak döndüğünde oldukça bitkin bir halde olan ressamın elinden arkadaşı Schuffenecker tutmuş ve onu Vincent Van Gogh’un yanına çırak olarak yerleştirmiştir. Paul Gauguin; bir süre Vincent Van Gogh ile çalışarak yeniden resim tutkusuna sarılmıştır. Ancak tekrar yalnız kaldığında ciddi bir depresyon geçirmiştir.

Vincent Van Gogh’un yanı sıra Théo ile de çalışan sanatçı; bu iki ünlü ressamın galerisinde resimlerini sergilemiştir ancak yine ilgi görememiştir. Paul Gauguin; bu iki ressam ile tanışmadan önce herhangi bir akıma mensup olmamakla birlikte bu iki ünlü ressamla tanıştıktan sonra eserlerinde post-empresyonizm etkileri gözlemlenmiştir. Ünlü ressam; tezatlıkların ressamı olarak anılmaktadır. İlkel çalışmalarının içerisinde mutlaka eğitilmiş bir yön bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaptığı eserlerde bulunan sadelik ve vahşilik tezatlığı sebebi ile yeni bir akımın kapılarını sanat dünyası için aralamıştır.

Paul Gauguin’in Eserleri

Paul Gauguin; resim hayatı boyunca toplam 22 adet tabloya imzasını atmıştır. İlk eseri olan “Still Life With Oysters”; 1876 yılında Paris Salon Sergisi’nde gösterilmiş, ancak insanlar bu eser ile alay etmiştir. 1881 yılında ortaya çıkardığı “Vase With Flowers On The Window” eserinde; sanatçının kendine özgü stili açıklıkla görülmektedir. Bu eserde bulunan sert ve keskin fırça darbeleri; esere derinlik ve anlam kazandırmaktadır.

Sanatçı; kabul görmediği Paris sanat camiasından uzaklaşarak kırsal mekânlarda yaşamaya başlamıştır. Burada yaptığı eserlerde kırsal yaşamın fakirliğinin yanı sıra mutluluğunu da resimlerine yansıtmıştır. Ressamın tüm stili; Tahiti’ye yerleşmesinden sonra şekillenmiştir. 1885 yılında yaptığı “Women Bathing” eserinde kullandığı renkler ve fırça darbeleri tamamen sanatçıya özgü bir hal almıştır. Bu eserinde görülen renk uyumları ve mekân tasvirleri; sanatçının ilkel yaşamdan etkilendiğini açıkça göstermektedir.

Empresyonizm akımında ilerleyen ressam; 1887 yılında yaptığı “A Seashore” adlı eseri ile bu akımdan tamamen ayrıldığını göstermiştir. Ressamın bilinen en ünlü ve en pahalı eseri ise İsviçre’de Fondation Beyeler’de sergilenen “Nafea Faaipoipo” (Ne Zaman Evleneceksin) adlı eseridir.

Paul Gauguin’in Etkilendiği Ressamlar

Paul Gauguin; hayatı boyunca anlaşılmayan ve değeri bilinmeyen bir sanatçıdır. Ölümünün ardından ünlenen ressamın eserlerinde; yıllara ve yaşadıklarına göre farklı esinlenmeler bulunmaktadır. Resim hayatına 35 yaşında başlayan ressamın ilk resimlerinde genellikle Pissarro etkisi gözlemlenmektedir. Bunun yanı sıra ilk eserlerinde Monet ve Sisley esintileri de bariz bir şekilde görülmektedir.

İlerleyen yıllarda Théo ve Vincent Van Gogh ile çalışan sanatçı; bu iki ünlü ressamın da etkisi altında kalmış ve iki ressamın etkisi ile bazı eserler ortaya çıkarmıştır. Yaşamının ilerleyen yıllarına kadar empresyonizm akımında çalışmalar yapan sanatçı kırsal kentlerde yaşamaya başlaması ile kendi öz akımını ortaya çıkarmıştır.

Paul Cezanne Kimdir? Paul Cezanne Hayatı

Paul Cezanne

Paul Cezanne; 19 Ocak 1839 yılında Fransa’da doğmuştur. 1906 Ekim ayında 67 yaşındayken Fransa’da ölmüştür. Art izlenimcilik akımına mensup olup; hukuk okuduğu sırada resim dersleri almaya başlamıştır. Resim sanatının derinliklerini öğrenebilmek adına Paris’e gitmiştir. Döneminin sanatçılarına hayranlık beslemiş ve onlar gibi olmayı istemiştir. Bu bakımdan hukuktan çok resme yöneldiğini belirtmiştir.

Güzel sanatlar akademisine girmek istemiştir. Ancak buraya kabul edilmemiş ve büyük bir üzüntü duymuştur. Resimlerini sanat galerilerine vermeye çalışmıştır. Kabul görmemesine rağmen resim yapmaya devam etmiştir.

Paul Cezanne Nasıl Bir Resim Tekniği Benimsemiştir?

Eski resim ustalarının sanat eserlerini kopya ederek resim çizmeye devam eden ünlü ressam; portre, natürmortlar ve diğer resim çeşitlerinden örnekler vermeye başlamıştır. Ressamın Babası, Tekkeli Adam gibi tabloları çok nadir olarak kabul görmüştür. Daha sonra Pisuara ile tanışmıştır. Kendisinden etkilenerek empresyonistlerin kullanıldığı canlı ve parlak renkleri kullanmaya başlamıştır. Eskiden kullanıldığı kalın fırça darbelerinden bu dönemde vazgeçmiş ve noktacık darbe tekniğine geçmiştir. Boyalarla pıhtılaşmış görünüm kazandırdığı resimlerde artık çok farklı bir teknik kullanmaya başlamıştır.

1872 ve 1882 yılları arasında Paul Cezanne empresyonist dönemindedir. ‘Asılmış Adamın Evi’ ve ‘Bir Olympos’ bu akımın örneklerindendir. Bu dönemde pek çok farklı ünlü esere imza atmıştır. Main’ce Köprüsü , Cote Dü Jalais , Kırmızı koltuklu Mademe Cezanne gibi eserleri bu döneme aittir.

Ünlü Ressamın Resim Tekniğinin Detayları Nelerdir?

Empresyonistlerin kullandığı teknikleri bir süre sonra bırakan ve izlenimciliğe doğru bir gelişim sağlayan Paul Cezanne; eskisine göre daha yalın ancak daha derin işlenmiş bir resim tekniği anlayışı geliştirmiştir. Kendi iç dünyasından, düşlerinden ve gözlemlerinden faydalanarak eserler vermeye devam etmiştir. Desen becerisi ve renklerin bir araya gelerek uyandırdığı duyguları bir araya getirmeyi başarmıştır.

Klasik olan tekniğe benzemeyen yeni tekniği ile büyük ölçüde kübistlere ilham kaynağı olmuştur. Bu sayede hayal gücünü renklerle daha yalın bir şekilde ifade edebilme tekniği ortaya çıkmıştır.

Evlendikten sonra yine bu anlayışa bağlı resimler çizmeye devam etmiştir. Derinliği çalışmalarından kaldırarak katlama bir perspektif kullanmaya başlamıştır. Elmalar ve Portakallar eseri buna örnektir.

Ünlü Ressamın Lirik Dönemi Ne Anlama Gelmektedir?

Paul Cezanne; son 10 yılını lirik eserler vermeye adayarak geçirmiştir. Belli bir lirizm anlayışı geliştirmiş olup daha yumuşak ve özgürlükçü fırça darbeleri kullanmaya başlamıştır. Son derece cüretkâr eserler ortaya koymaya başlamış olup; diğer akımlar gibi bunu da fazlasıyla sevmiştir. Fırça darbelerinin dışında lirizm renklerini de kullanmaya başlamıştır. Bu dönemde daha hızlı eser vermeye fayda sağlayan sulu boyaya yönelmiştir. Daha sonraları ortaya çıkacak olan kübizm belirtileri yavaş yavaş eserlerinde görülmeye başlamıştır.

Bu arada kullandığı renkler ve fırça darbeleri sayesinde fovist akımın izlerini eserlerinde görmek mümkün olmuştur. Anecy Gölü, bibemuş Kayalar ve Dallar gibi eserleri bu döneme aittir. Bu eserler; Paul Cezanne döneminde de sonrasında da oldukça kıymetli olarak görülmüştür.

Yaşamının son evresinde ortaya koyduğu Les Grandeş Baigneuses eseri; sanatçının sanat hayatının doruk noktasında bulunan eseridir. Ritmik kompozisyonlara sahip tablo kesin hatlara sahiptir. Bu da sanatçının olgunlaşmış ruhunu temsil ederken aynı zamanda son derece görkemli bir eser meydana getirdiğini de ifade etmektedir.

Ünlü Ressam ve İzlenimcilik Arasındaki Bağ Nedir?

Paul Cezanne post empresyonizm akımına tepki olarak Art izlenimcilik akımını ortaya çıkarmıştır. Doğada bulunan unsurların insan duygularını ve iç dünyasını nasıl etkilediği ve bu etkileşimin sonucunda nasıl duygular ortaya çıktığıyla ilgilenmektedir. Ressamlar bu akımda ortaya çıkan bu duyguları tuvale yansıtmaktadır.

Empresyonizm ve izlenimcilik arasında bağ kuran ünlü ressam bu anlamda modern izlenimciliğin kurucusu olarak görülmektedir. Hatta dönemindeki sanatçılar kendisine ‘modern sanatların babası’ ismini vermişlerdir. Daha sonraları modern sanatta gerçekleştirdiği bu köprüyü bir de kübizmle denemiştir. Art izlenimciliğin kurucusu ve öncüsü olan ünlü ressam Picasso ve Henri Metisse’yi de etkilemiştir. Kendi duygularını katarak oluşturduğu bu tür resim anlayışı ile ün kazanmıştır.

Çizgi ve renklerin aynı olmadığını belirten ünlü ressam; önemli olanın renk doyumuna ulaşmak olduğunu belirtmiştir. Son derece cüretkâr fırça darbeleri ile yön verdiği renklerin ressamın kişisel görüşlerini yansıttığına inanmaktadır. Kendisinden sonra gelen pek çok insana öncülük yapmış olan ünlü ressam; son zamanlarında mutlu olmak adına lirik çalışmalar yapmaya yönelmiştir.

Paolo Veronese Kimdir? Paolo Veronese Hayatı

Paolo Veronese

Paolo Veronese; 16. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Ünlü ressam; küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan ilgisi ile bilinmektedir. Babasının yeteneğini fark etmesi ile resim sanatıyla tanışan ünlü ressam; hayatı boyunca pek çok önemli tabloya imzasını atmayı başarmıştır. 1528 yılında doğmuş olup; 1588 yılında henüz 60 yaşında iken hayata veda etmiştir. Ölümüne kadar geçen süre zarfında ise; gelecek nesillere örnek teşkil eden pek çok eser bırakmıştır.

Paolo Veronese’nin Hayatı

Paolo Veronese; 1528 yılında İtalya’nın Verona kentinde doğmuş olup; çocukluk yıllarında babasının anıtsal taş yontmacılığı işinde çalışmaya başlamıştır. Burada insan anatomisini ve heykel sanatını öğrenen ünlü ressamın ortaya çıkardığı işler babasının dikkatini çekmiştir. Veronese’nin resme olan yeteneğini fark eden babası onu; Antonio Badille adındaki ressam amcasının yanına çıraklık yapması için göndermiştir. Burada resim sanatı üzerine detaylı bir eğitim görmenin yanı sıra perspektif ve mimari teknikleri de öğrenmiştir.

Asıl ismi Paolo Caliari olan ünlü ressam; soyadını doğduğu yer olan Verona’dan esinlenerek almıştır. 20’li yaşlarında yaptığı eserler sayesinde pek çok kişi tarafından tanınan bir ressam haline gelen sanatçı; insanların ev duvarlarını süsleme işleri almıştır. Paolo Veronese; büyük boyutlarda resimler ile çalışan bir sanatçı olduğundan dolayı pek çok kilise ve devlet binasının duvar ve tavan süslemelerini yapmıştır.

Venedik’te aldığı işler sebebi ile 1547 yılında Verona’dan taşınarak Venedik’ yerleşmiştir. 1562 yılında yaptığı en önemli eseri olan “Kana’da Düğün” adlı yapıtından sonrasında pek çok iş alan ünlü ressam; 1573 yılında yaptığı “Simon Evinde Akşam Yemeği” adlı tablo sebebi ile engizisyon mahkemesi tarafından yargılanmıştır. Ünlü ressam; 1588 yılında Venedik’te hayata veda etmiştir.

Paolo Veronese’nin Eserleri

Paolo Veronese; maniyerizm akımının en büyük destekçilerinden biri olarak bilinmektedir. Hayatı boyunca pek çok önemli yapıta imzasını atan sanatçının ilk eseri; 1548 yılından henüz 20 yaşında iken Bevilacqua-Lazise ailesinin şapeline yaptığı sunak olarak kayıtlara geçmiştir. Büyük eserler ortaya çıkarmayı seven sanatçının aldığı ilk büyük teklif ise; 1553 yılında Venedik Cumhuriyet Devleti tarafından yapılmıştır.

1547 yılında çıkan büyük yangında zarar gören Dükalık Sarayı’nın tavanını yeniden dekore etmesi işini alan sanatçı; bu iş sayesinde giderek ünlenmeye başlamıştır. 1556 yılında sipariş aldığı San Sabastiano Kilisesi için tavan tablosu “Ester’in Tarihi” bilinen eserleri arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra Marciana Kütüphanesinin tavanın için de büyük bir tablo yapmıştır.

Ünlü ressamın en bilinen eseri; 1562 yılında Panquesten manastırının yemekhane duvarı için yaptığı “Kana’da Düğün” adlı eseridir. Bu eser; Louvre müzesinde sanatseverlere sergilenmektedir. Bunun yanı sıra; Louvre müzesinde yer alan en büyük eser unvanına sahiptir. 1573 yılında Santi Giovanni Paolo Kilisesi için aldığı siparişte yaptığı “Simon Evinde Akşam Yemeği” adlı eseri engizisyon mahkemesi tarafından yargılanmış ve resmin değiştirilmesi istenmiştir. Ancak ünlü ressam bu resmi değiştirmek yerine adını “Levi’nin Evinde Yemek” olarak değiştirerek yargılanmaktan kurtulmuştur.

Paolo Veronese Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Paolo Veronese; maniyerizm akımını benimsemiş ve bu akımı eserlerine yansıtmış bir sanatçıdır. Maniyerizm diğer anlamı ile üslupçuluk; Rönesans döneminde etkin rol oynamış bir sanat akımıdır. Ünlü ressamın ortaya çıkardığı eserlerde maniyerizm akımı net bir şekilde gözlemlenmektedir. Geç Rönesans ressamlarından biri olan Veronese; ünlü sanatçı Titian’ın etkisi altında kalarak maniyerizm akımını benimsemiştir.

Ünlü ressam; benimsediği maniyerizm akımı ile Rönesans’ın getirmiş olduğu kuralların dışına çıkarak kendinden sonra gelen nesillere örnek olacak eserler bırakmıştır. Kullandığı üslup ve stil sayesinde pek çok kişinin ilgisini çekmeyi başarmış bir sanatçıdır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Paolo Veronese; Geç Rönesans dönemi ressamlarından olmakla birlikte maniyerizm akımını benimsemiş bir sanatçıdır. Üslupçuluk olarak adlandırılan bu akıma katılan sanatçının stili; alışılmış olanın dışında kullandığı figürler, olayların net anlaşılmaması ve bunun yanı sıra tablolara kendi fikir ve düşüncelerini aktarması ile diğer ressamlardan farklıdır. Bunun yanı büyük boyutlarda çalışmalar sergileyen bir sanatçıdır.

Ünlü ressam; canlı renkleri kullanarak ortaya pek çok eser çıkarmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra sanatçı; alegorik tarzda çizimleri ile bilinmektedir. Alegori sanatı; bir olayın, duygunun veya görüntünün önce zihinde canlandırılması daha sonra zihinde canlanan görüntünün çizilmesidir. Bu stil ile yaptığı pek çok resim; pek çok yerde sergilenmektedir.

Paolo Uccello Kimdir? Paolo Uccello Hayatı

Paolo Uccello

Paolo Uccello; 1397 yılında dünyaya gelmiş ünlü bir İtalyan ressamdır. İtalyan Rönesansı’nın başlangıcında bulunmuştur. Babası tanınmış bir cerrah ve annesi de dönemin soylularındandır. Bu bakımdan maddi yönden sorun yaşamadan resim yeteneğini ortaya çıkaracak eğitimler alabilmiştir.

Ünlü ressam çocukluk yıllarından sonra ‘Geç Gotik’ resim geleneklerine bağlı olarak eser vermeye başlamıştır. Ancak daha sonra İtalyan Rönesansı başlayınca ilk defa perspektif kurallarına göre eser veren ressamlardan bir tanesi olmuştur. Klasik eserler veren ressamlar; realist konulara yer verirken Uccello daha çok renk ve eğlenceye yer vermeyi tercih etmiştir. Hayvanları özellikle de kuşları çok sevdiğinden ona Türkçe anlamı kuş olan Uccello lakabı koyulmuştur. Bu kapsamda ünlü ressam neredeyse tüm eserlerinde kuşlara yer vermiştir. 11 yaşına kadar evde kendisi resim yapmış ve daha çok kuşları konu edinmiştir.

Resim yeteneği fark edilmiş ve eğitim alması için Floransa’ya ünlü bir ressam olan Llorenzo Ghiberti’nin yanına gönderilmiştir. Floransa’da oldukça ünlü olan bu ressam; Paolo Uccello yanında kaldığı sürece tüm bilgisini ona aktarmıştır. Bu da ünlü ressamın resim tekniğini geliştirmesinde büyük rol oynamıştır. 8 yıl beraber çalışan ikili beraber pek çok esere imza atmışlardır.

Paolo Uccello’nun San Minato Manastırı Eseri Hakkında

Ünlü ressam çıraklığını bitirdikten sonra 19 yaşındayken kendi başına sipariş almaya başlamıştır. Bu siparişe göre Floransa tepesinde bulunan San Minato Manastırı Kilisesi içerisine hikâyeler çizmesi gerekmiştir. Bu kapsamda çeşitli azizlerin hikâyelerinden oluşan tablolar yapması istenmiştir. Fresk olarak çalıştığı bu eserleri oldukça yankı uyandırmıştır.

Manastır içerisinde bulunan keşişler fakir olma yemini etmişler ve bu nedenle çoğunlukla yemek yemeden hayatlarına devam etmişlerdir. Bazen çorba ve peynir olan yemeklerde Paolo Uccello da hazır bulunmuştur. Bu hayat tarzından oldukça etkilenen ressam; daha sonraki eserlerinde bu konuya değinmiştir. Ancak burada yaşanan fakir hayattan hoşlanmamış ve siparişi tamamlamadan Floransa’ya dönmüştür.

Daha sonra yemekten dolayı kaçtığını öğrenen keşişler onun siparişi tamamlaması için karnını doyuracak yemekler çıkarmaya başlamışlardır. Siparişi tamamlayan ünlü ressamın buradaki yaşamdan dolayı bir kez daha peynir yemediği bilinmektedir. Ünlü ressamın burada hazırladığı siparişler korunmakta olup; ziyaretçilere sergilenmektedir.

Paolo Uccello Hangi Sanat Akımlarından Etkilenmiştir?

İtalyan Rönesansı ve Floransa ekolünden etkilenen ressam; bu yönde eserler vermeye devam etmiştir. Eski dönem geç gotik tarzını bir kenara bırakmış ve bilim, sanat, felsefe gibi alanlarda etkisi olan ekolleri benimsemiştir. Daha çok dini motifler üzerinden eserler vermeye başlamıştır. Bunun nedeni; aldığı siparişlerin genellikle dini motifler içeriyor olmasıdır. Floransa Katedrali için bir sipariş almıştır ve bu sipariş üzerine duvarlara resim yapmaya başlamıştır.

İtalya’da paralı askerlerin komutanı olarak oldukça tanınmış bir asker olan Sir John Hawkwood’un tablosunu yapmıştır. Dönemin porte resimlerinden oldukça farklı bir yapıya sahip olan eser; şövalyenin at üzerinde durması ve poz vermesi esasına dayanmaktadır. Paolo Uccello bu eserini Floransa ekolüne uygun olarak resmetmiştir. Resmin arka fonu kırmızı ve gri tonlarındadır. Oldukça sevilen bu resim hem konusu bakımından hem de tekniği yönünden bahsi geçen ekollerin en bilindik örneklerinden olmuştur.

Paolo Uccello’nun Eserlerine Genel Bakış

Ressam sanat hayatı boyunca hiç durmadan resim yapmaya devam etmiştir. Bu bakımdan pek çok eseri bulunmaktadır. Özellikle dini motifli eserleri fazlasıyla ünlü olmuş ve takdir görmüştür. Ustaca resmettiği resimleri; döneminde bulunan ekollere göre yönlendirilmiş ve günün şartlarına göre renklendirilmiştir. Bu hâkimiyeti; onu oldukça özel bir ressam yapmıştır.

Tuval üzerine tempera olarak yaptığı ‘Madonna col Bambino’ eseri gibi tabloları oldukça yankı uyandırmış ve sanat çevreleri tarafından takdir edilmiştir. Paolo Uccello ve eserleri kendisinden 75 yıl sonra yayınlanan Vasari biyografileriyle ölümsüzleşmiştir.

Ünlü Ressamın Akşam Avı Eserinin İncelemesi

En son eseri olan ‘Akşam Avı’ eseri oldukça ses getirmiş ve ressamın daha da ün kazanmasını sağlamıştır. Geleceğe aktarılan eserler arasında yer alan bu tabloda; bir akşam köpekleriyle birlikte ava çıkan avcılar resmedilmiştir. İzleyicisine sanki o an avcıları görüyormuş hissini veren bu eser oldukça gerçekçi bir biçimde işlenen konusu ve resim tekniği ile beğeni toplamıştır.

Paolo Uccello; avcıları resmetmek için nereden bilgi aldığını belirtmemiştir. Ancak avcıların ve bulundukları ortamın etkisinde kaldığı; resmin renklerinden ve çizilme şeklinden anlaşılmaktadır.