Alex Katz Kimdir? Alex Katz Hayatı

Alex Katz

Alex Katz; 20. ve 21. yüzyılın en önemli sanatçıları arasında yer almaktadır. 1927 yılında New York’ta dünyaya gelen ünlü sanatçı; figüratif ressam olarak anılmaktadır. Ressamlığının yanı sıra sahne tasarım, moda ve grafik tasarım alanında da çalışmaları bulunmaktadır. 93 yaşında olan ünlü sanatçı; günümüzde hala hayatına devam etmektedir. Ünlü ressam; uluslararası alanda pek çok heykel, resim ve baskı eseri ile tanınmaktadır.

Alex Katz Hayatı

Alex Katz; 1927 yılında New York’un Brooklyn eyaletinde dünyaya gelmiştir. Sanata olan tutkusu ile bilinen ünlü ressam; 19 yaşında New York’ta bulunan The Cooper Union Art School’da mimarlık, sanat ve mühendislik üzerine 3 yıl eğitim almıştır. Eğitim hayatı; aldığı burslar sayesinde değişen ünlü ressam; Maine’de bulunan Skowhegan School of Painting and Sculpture adlı okula gitmiştir. Burada aldığı eğitim sayesinde sanata olan anlayışı gelişerek değişime uğramıştır. Kendi resim anlayışını keşfetmek için ise; 10 yıl boyunca uğraşmıştır. Skowhegan’dan aldığı ilham sayesinde pek çok farklı esere imza atan ünlü ressam; yıl içerisinde mutlaka Maine’de bulunan yazlığında kalmaktadır.

Alex Katz; 1957 yılında bir sergi esnasında eşi ile tanıştı. 1960 yılında ise çiftin ilk çocuğu dünyaya geldi. Sanat hayatı boyunca birçok ödüle layık görülen ünlü ressam; kendi sanatını farklı bir şekilde yansıtmaktadır. Portre üzerine çalışmalar yapan ünlü sanatçı; aynı zamanda manzara resimlerine de ilgi duymaktadır.

Maine’de bulunan yazlığında birçok manzara resmi ortaya çıkarmıştır. Bunun yanı sıra pop-art olarak adlandırılan sanatı benimseyen ünlü ressam; yapılmış olan eserleri farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkarmaktadır. Resim alanının yanı sıra kamusal alanda da birçok başarılı işe imza atmıştır.

Alex Katz’ın Eserleri

Alex Katz; resim sanatı üzerine iki farklı alanda çalışmıştır. Portre ve manzara resimleri üzerine çalışmalar yapan ünlü ressam aynı zamanda ilerleyen yıllarda pop-art çalışmalar sergilemiştir. Resim ve sanat alanında çalışmalarına çok erken yaşta başlamasına rağmen bilinen ilk eserleri 1964 yılından sonra ortaya çıkmıştır. Önceki dönemlerde yaptığı çalışmaları genellikle Rönesans çizimlerinin dev kanvas kopyaları olarak bilinmektedir.

1964 yılından sonra birçok portreye imzasını atmıştır. Bu portreler arasında ünlü aydın Henry Geldzahler de yer almaktadır. Bunun yanı sıra 1965 yılında “Upside Down Ada” adlı eserini yayınlamıştır. 1974 yılında Whitney Museum of American Art adlı bir sergi gerçekleştirmiştir. Sanatçı; bu sergiden sonra manzara resimleri çizmeye başlamıştır.

1980 yılında ise manzara resimlerini bırakarak farklı tarzda çizimler sergilemeye başlamıştır. Ünlü ressam; moda camiasının ünlü mankenlerini şık elbiseler içerisinde çizmiştir. Bu mankenler arasında Kate Moss, Christy Turlington gibi isimler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kamusal alanda da büyük çalışmalar gerçekleştirmiştir. “The Red Smile”, “Tulips 4”, “Homage to Monet”, “Ada With Sunglasses”, “Penobscot”, “Winter Branch” adlı eserler; ünlü ressamın bilinen eserleri arasında yer almaktadır.

Etkilendiği Akımlar

Alex Katz; pop-art sanatının önde gelen isimleri arasında yer almaktadır. Bu akım sayesinde pek çok ressamı etkisi altında bırakmayı başarmış sanatçı; resme başladığı ilk yıllarda sade portre çizimleri yapmıştır. Gravür sanatı ile de ilgilenen ünlü ressam; Japon gravürcü Kitagawa Utamaro’nun eserlerinin etkisi altında kalmıştır.

Ünlü sanatçı; kendi öz stilini geliştirmek ve akımlardan sıyrılmak adına birçok çalışma gerçekleştirmiştir. Ahşap üzerine yaptığı boyamalar ile geliştirdiği “cutouts” akımının öncüsü olarak bilinmektedir. Cesur ve basit renkler ile farklı tablolar ortaya çıkarmayı başaran sanatçı; sanatını sürekli olarak yenilemiş ve geliştirmiştir.

Sanatçının Stil Özellikleri

Alex Katz; portre çizimlerinin yanı sıra resme başladığı ilk yıllarda soğuk renkler, duygusal kopukluk hissi veren çizimler gibi teknikleri resimlerine yansıtmıştır. Ünlü sanatçının çizdiği manzara resimlerinde kullandığı stil; manzara resmine gerçeklik hissi katmaktadır. Bunun yanı sıra tablolarında sergilediği stili ile ayırt edici bir özelliğe kavuşmuştur. Reklam camiası için de çalışan ünlü ressam bu panolarda; kesilmiş dramatik şekiller, ifadesiz suratlar, düz boyama biçimlerini sıklıkla kullanmıştır.

Ünlü sanatçı; ahşap levhaları keserek üzerine yağlı boya çizimler yapmış ve bu sayede kendine özgü “cutouts” adlı stili geliştirmiştir. Bunun yanı sıra figürleri sağ, sol, ön ve arka olarak yerleştirerek zıt görünümlü çalışmalara imza atmıştır. Sanatçıya ait pek çok eser birçok farklı yerde sergilenmektedir.

Antonio Allegri Da Correggio Kimdir? Antonio Allegri Da Correggio Hayatı

Antonio Allegri Da Correggio

Antonio Allegri Da Correggio; on sekizinci yüzyılda yaşamış ünlü bir ressamdır. 1489 yılında İtalya’da dünyaya gelmiştir. Babasının kardeşinden ilk resim eğitimlerini almaya başlamıştır. Llorenzo Allegri isimli bu az tanınmış ressam; ona ilk teknik bilgiler hakkında eğitim vermiştir. Daha çok kendi yeteneğine yönelik eğitimler alan ressam daha sonra bu teknikleri geliştirmiş ve kendi öznel tekniklerini ortaya koymuştur.

1503 yılından sonra Bianchi Ferra’ya çıraklık yapmış ve ondan pek çok bilgi öğrenmiştir. Klasisizm ile bu dönemde tanışmış ve oldukça etkilenmiştir. Antonio Allegri Da Correggio en çok rokoko tarzını kendi döneminden önce kullanmış olmasıyla tanınmaktadır.

Antonio Allegri Da Correggio Etkilendiği Akımlar Nelerdir?

Maniyerizm akımının yoğunlaştığı Rönesans döneminde yaşamış olan ressam bu dönemde yaşanan sanat akımlarından etkilenmiştir. Ancak en çok klasisizmden etkilenmiş ve bu akımın getirdikleri ile resim yapmaya devam etmiştir. Ayrıca kendisi barok tarzının henüz yeni yeni başlamasından önce Rokoko tarzını sanat hayatına katmıştır. Aynı dönemde ortaya çıkan rakursi yani kısaltım sanatını oldukça usta bir şekilde kullanmıştır. Bulutların arasında görünen figürler onun ustalığı sayesinde resimden taşıyormuş gibi görünmeye başlamıştır.

Antonio Allegri Da Correggio etkilendiği akımları kendi üslubuna göre uyguladığından, net çizgilerle onun etkilendiği akımları ayrıştırmak mümkün olmamaktadır. Döneminde meydana gelen tüm sanatsal akımlara hâkimdir. Ancak hiç birini tam olarak uygulamamış daha çok kendi yorumuyla bağdaştırmıştır. Bu bakımdan kendisinden sonra gelen ressamlara ilham kaynağı olan bir ressamdır.

Ünlü Ressamın Sanat Tarzı Nasıldır?

1520 yılında Parma San Giovanni Kilisesi’nin süslenmesini üstlenmiştir. Büyük panolar yaptığı bu süslemeler ile oldukça ünlenmiştir. Bu bakımdan daha çok dinsel motifler kullanan bir ressam olarak bilinmektedir. Bu şekilde oldukça sevilen eserlere imza atmıştır.

Onun sanat anlayışına göre; yapılan sanat eseri muhakkak bir mesaj taşımalıdır. Verilen bu mesajın herkes tarafından aynı şekilde algılanması önemli bir noktadır. Herkesçe farklı anlaşılan mesajların herhangi bir anlamı ona göre yoktur. Sanat tüm toplum için yapılmalıdır ve onun sanat anlayışına göre toplumun anlamadığı sanatın pek değeri yoktur.

Özellikle son yıllarında oldukça sık bir şekilde mitolojik konulara eğilmiştir. Gölge ve ışığı; Venedikli, Romalı ressamlardan farklı bir şekilde kullanmıştır. Resim içerisinde yer verdiği figürleri gölge ve ışıkla desteklemiştir. Antonio Allegri Da Correggio hiçbir zaman gölge ve ışığı temel amaç olarak görmemiştir. Bu sanatsal anlayışı; özellikle barok dönemi eserlerinde oldukça sık bir şekilde kullanmıştır.

Ünlü Ressamın Eserlerine Genel Bakış

Sıra dışı olan bu ressam duyguyu ön plana çıkarmıştır. Madonna ve San Fancesco isimli ilk mihrap eserinde Rafaello Santi eserlerinin etkisi oldukça ön plana çıkmaktadır. Kilise içerisinde yaptığı çalışmalar onun ne kadar usta bir ressam olduğunu göstermiştir. Burada yaptığı tablolar barok döneminin yanılsamacı eserlerine en büyük örneklerdendir. Resmin yanılsamacı üslubuyla tasvirleri sayesinde cennetin kapısı olarak görülür.

Dinamik bir kompozisyon kullanımına sahip Antonio Allegri Da Correggio; büyüleyici derecede hayranlık beslenen perspektif kullanımı ve yandan bakıldığında boyu kısa gösteren dramatik kısaltma çalışmalarıyla ünlüdür. Bu çalışmaları; 18. Yüzyıl sanatı olarak görülen Rokoko zamanından önce uygulanmıştır. Bu da ressamın ne kadar büyük bir usta olduğunun kanıtıdır.

Virgin And Child With An Angel Eserinin İncelemesi

Dini motiflere yer vermeyi seven ve bu motiflerle kendi özgün sanatını tablolarına yansıtan ünlü ressam; klişelerin süsleme işleri için yaptığı eserlerle oldukça beğeni toplamıştır. Virgin and With An Angel eseri bunlardan bir tanesidir. Barok dönemi özelliklerini taşıyan ancak o özelliklere sıkı sıkı bağlı kalmayan bir teknik kullanılmıştır.

Maniyerizm ile birlikte Antonio Allegri Da Correggio; artık figürlerin deformasyonu yerine daha gerçekçi çizgilerle resmedilmesi göz önünde tutulmaktadır. Olayların tam olarak anlaşılması için hikâyeden haberdar olunması gerekir. Bu kapsamda; Meryem ve İsa hikâyesini bilmeyenlerin bakire bir kadının oğlunun olmasını ve yanında beliren melek figürünün ne demek olduğunu sadece bu resimden anlaması mümkün değildir. Burada belirtilen sadece duygu durumdur ve geri kalanı izleyiciye bırakılır.

Maniyerizm üslubunda olduğu gibi ressam; eserinde kendi üslubunu konuşturmuş ve derinlikli bir anlam kattığı çizgi, renk uyumunu kendinden sonra gelen ressamlara ilham kaynağı olacak şekilde gözler önüne sermiştir. Bu üslup klasikten barok tarzına geçişin bir örneğini teşkil etmektedir.

 

Anthony Van Dyck Kimdir? Anthony Van Dyck Hayatı

Anthony Van Dyck

Anthony Van Dyck; 17. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. Portre sanatı ile ilgilenen ve portre eserler ortaya çıkaran sanatçı aynı zamanda İngiliz Portre Okulu’nun kurucusudur. Van Dyck kahverengisi olarak bilinen bir renge adını veren ünlü ressam; 1641 yılında henüz 42 yaşında iken hayata veda etmiştir. Eserleri ve kullandığı üslubu sayesinden kendinden sonra gelen nesillere örnek olacak eserlere imza atmayı başarmıştır.

Anthony Van Dyck Hayatı

Anthony Van Dyck; 1599 yılında Belçika’nın Anvers şehrinde bir tacirin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Resim sanatına olan ilgisi çocukluk yaşlarda ortaya çıkan sanatçı; birçok ressamın yetişmesini sağlan İngiliz Portre Okulu’nun da kurucudur. Sanatçı; henüz 10 yaşında iken ünlü ressam Hendrick Van Ballen’in yanında çıraklığa başlamıştır. Burada 3 yıl hem çalışıp hem de eğitim almış olup; Jacob Jordeans ve Peter Paul Rubens ile çalışma fırsatı yakalamıştır.

Sanatçı; yaptığı portreler sayesinde küçük yaşlarından itibaren tanınan bir isim olmuştur. Henüz 21 yaşında iken İngiltere’ye çağrılarak; Thomas Howard’ın aracılığı ile saray ressamı olarak çalışmaya başlamıştır. Burada çalıştığı süre içerisinde Venedik resim sanatını da öğrenen ünlü ressam; 3 ay boyunca sarayda I. Charles ve saraydakilerin portrelerini çizmiştir.

Anthony Van Dyck; 1622 yılında İtalya’ya gitmiş ve daha sonra Cenova’ya yerleşerek burada beş yıl kalmıştır. 1627 yılında buradaki hayatını bırakarak yeniden Anvers’e dönen sanatçı; burada kilise adına çalışmalar yapmıştır. 1630 yılında Paris’e özel bir iş için giden ressam; burada meşhur kemer gravürlerini çizmiştir. I. Charles tarafından 1632 yılından şövalye unvanı ile onurlandırılmıştır. I. Charles tarafından sevilmesi sebebi ile Blackfriars ve Eltham gibi kırsal yerlerde lüks bir hayat sürmüştür. Belli bir süre sarayda yaşayan ünlü ressam 1641 yılında hayata veda etmiştir.

Anthony Van Dyck’ın Eserleri

Anthony Van Dyck; hayatı boyunca 350’den fazla esere imzasını atmış bir sanatçıdır. Ünlü ressam; henüz 14 yaşında iken ilk eseri “İhtiyar” adlı tabloyu yapmıştır. 1615 yılında yaptığı “The Battle of the Amazons” adlı eseri en çok bilinen eserler arasında yer almaktadır. Ünlü ressamın çizdiği pek çok portre de farklı yerlerde sergilenmektedir. 1620 yılından sonra genellikle kral, kraliçe, soylu veya burjuvaların tablolarını yapmanın yanı sıra dinsel temalar üzerinde de çalışmıştır. 1620 yılında yaptığı “Christ Crowned with Thorns” ve 1630 yılında yaptığı “Crucifixion”; dinsel eserlerinin en temel örneklerindendir.

Sanatçı; eserlerinde mitolojik olaylara da sıklıkla yer vermiştir. “Jupiter and Antiope” ve “Venus asking Vulcan for he Armour of Aeneas” bilinen mitolojik eserleri arasında yer almaktadır. Sanatçının bilinen en ünlü eseri “Charles I”; Louvre müzesinde sergilenmektedir.

Etkilendiği Akımlar

Anthony Van Dyck; resim sanatının ilk yıllarından itibaren portre üzerine çalışmalar sergilemiştir. Bu çalışmaları esnasında barok sanatını benimsemiş ve eserlerine bu akımı yansıtmıştır. Barok sanatı; kilisenin gücünü, mitolojik olayları ve tanrının gücünü gösteren resimler olarak adlandırılmaktadır. Sanatçı; büyük ölçüde ünlü ressam Titian’ın etkisi altında kalarak eserler ortaya çıkarmıştır.

Sanatçının resimlerinde genellikle edebi hikâyeler ve mitolojik olayların yanı sıra bazı dinsel temalar da yer almaktadır. Ünlü ressam; kendinden sonra gelen ressamlara örnek olacak nitelikte pek çok esere sahiptir. Thomas Gainsborough ve Joshua Reynolds; ünlü ressamı örnek alan ressamlar arasında yer almaktadır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Anthony Van Dyck; resim sanatına başladığı ilk yıllarda çizdiği resimlere arka plan uygulamamıştır. Ancak zamanla resim sanatı üzerinde yaptığı değişiklikler neticesinde resimlerinin arka planına perde, şamdan, vazo gibi detaylar işlemeye başlamıştır. Portre sanatının ünlü ressamları arasında yer alan sanatçının çizdiği portrelerde; ülkenin geleneksel kıyafetlerinde bulunan dantel kumaşlar veya ipek kumaşlar en ince ayrıntısına kadar resmedilmiştir. Eserlerine kattığı özgün fırça darbeleri ve efektler sayesinde yaptığı portreler anıtsal bir hava kazanmıştır.

Ünlü ressam; çizdiği portrelerdeki yüzlere daima sakin ifadeler yerleştirerek, resme bakan kişinin huzur ve güven duygusunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra gözlemci kişiliği sayesinde çizdiği portrelerde gerçeklik ve derinlik oldukça fazladır. Sanat hayatının ilerleyen yıllarında; Peter Paul Rubens’in etkisi altında kalarak parlak renkleri kullanmış ve fırça darbeleri büyük ölçüde değişiklik göstermiştir. Eserlerinde görülen en belirgin stil özelliği; kişisel ayrıntıların kusursuz olarak işlenmesidir. Bunun yanı sıra uçuk renkler ve sıcak renkleri de portrelerinde sıklıkla kullanmıştır.

Alfred Sisley Kimdir? Alfred Sisley Hayatı

Alfred Sisley

Alfred Sisley; 19. yüzyılın ressamları arasında yer almaktadır. 1839 yılında Fransa’da doğan ünlü ressam; 23 yaşında iken resim sanatı ile tanışmıştır. Yaşamı boyunca eserleri değer görmese de öldükten sonra resimleri değer ve önem kazanmıştır. Ünlü ressam; 1899 yılında henüz 59 yaşında iken hayata veda etmiştir. Ölmeden önce tüm eserlerini Louvre’a hibe etmiştir.

Alfred Sisley Hayatı

Alfred Sisley; 1839 yılında İngiliz bir baba ve Fransız bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Hayatının ilk yıllarından beri resim sanatına ilgi duyan ünlü ressam; babasının isteği üzerine Londra’da ticaret eğitimi alsa da resim sanatına olan tutkusu sebebi ile bu okulu bırakmıştır. 1862 yılında Paris’te bulunan Güzel Sanatlar Okuluna gitmeye başlamış olup; Gleyre’nin atölyesinde işe girmiştir. Burada kendi gibi resim tutkusuna sahip ressamlar ile arkadaşlık kurmuştur.

Açık hava çalışmalarına karşı duyduğu büyük tutkusu sebebi ile arkadaşları Monet ve Renoir’i de kendi stiline dâhil etmiştir. Bir yıl boyunca Gleyre’nin atölyesinde çalışan arkadaşlar; atölyenin dağılmasının ardından ayrılmışlardır. Ancak 1865 yılında ünlü ressam; Pisarro, Monet ve Renoir ile birlikte Fontainebleau Ormanında bulunan bir sanat okuluna gitmişlerdir.

Alfred Sisley; izlenimci akımının öncüleri arasında yer almaktadır. Ancak hayatı boyunca bu akıma dâhil olduğundan dolayı pek çok ekonomik sıkıntı çekmiş ve resimleri çok fazla satılmamıştır. Prusya Savaşı ve babasının ölümünün ardından ekonomik sıkıntılar çeken ünlü sanatçı aynı zamanda düzenlenen Sanat Sergilerine de katılmaya çalışmıştır. Sanat sergileri; izlenimci eserleri yayınlamayı reddettiğinden dolayı ünlü ressamın ekonomik bilançosu giderek artmıştır.

1874 yılında İngiltere’de bulunan ünlü bariton Jean-Baptiste4 Faure tarafından İngiltere’ye peyzaj hazırlaması için davet edilmiştir. Birçok peyzaj hazırlamasına rağmen ekonomik sıkıntılarının yalnızca birazını düzeltebilen ünlü ressam; döndüğünde Loing’e yerleşmiştir. Burada geçirdiği gırtlak kanseri sonrası 1899 yılında hayata veda etmiştir.

Alfred Sisley’in Eserleri

Alfred Sisley; izlenimcilik akımının öncülerinden sayılmış olup; hayatı boyunca da 30’dan fazla esere imzasını atmıştır. Sanatçının ilk eseri 1866 yılında yaptığı “Women Going to the Woods” adlı eseridir. 1867 yılında ise “Avenue of Chestnut Trees near La Celle Saint Cloud” adlı eserini yayınlamıştır. Sonrasında ise; 1870 yılında yaptığı “View of the Canal Saint Martin” adlı resmi ile yankı uyandırmıştır.

Manzara resimleri ile bilinen ünlü ressam aynı zamanda “gökyüzü aşığı” olarak da adlandırılmaktadır. 1872 yılında yapmış olduğu; “Villeneuve la Garenne Köprüsü”,  “Villeneuve la Garenne” ve “The Seine Argenteuil” adlı üç eseri bulunmaktadır. 1873 yılında; “Sentier de la mi-cote, Louveciennes” ve “Frost in Louveciennes” adlı iki eser ortaya çıkarmıştır. 1874 yılında ise; “The Regattas Moseley”, “Under the Bridge at Hampton Court” ve “Foggy Morning, Voisins” adlı eserleri sanatseverlere sunmuştur.

Ünlü ressam; 1876 yılında “Snow Effect at Louveciennes”, “Flood at Port-Marly” ve “A path in Louveciennes” olarak üç eser yayınlamıştır. 1877 yılında ise “La Seine au Point Du Jour” adlı eserini yapmıştır. Bu eserlerden sonra “The Small Meadows in Spring”, “Walnut Tree in a Thomery Field”, “June Morning in Saint-Mammes”, “Bridge at Moret sur Loing” adlı birçok esere imza atmıştır. Ünlü ressamın bilinen son eserleri 1893 yılında yaptığı “A Village Street in Winter” ve “The Bridge at Moret” adlı iki eserdir.

Etkilendiği Akımlar

Alfred Sisley; izlenimcilik akımı benimsemiş ve eserlerine yansıtmıştır. İzlenimcilik akımının kurucuları arasında yer almış olup; 19. yüzyıl Avrupa kültürü etkisi altında kalmamıştır. Ünlü ressam; kendine has tarzı, çekingen tavırları ve engin duygu durumu ile bilinmektedir.

Etkisi altında kaldığı izlenimcilik akımının anlaşılması ve benimsenmesi adına çok çaba verse de başarılı olamamıştır. Sanatçının eserlerinin değeri öldükten sonra bilinmiştir.

Sanatçının Stil Özellikleri

Alfred Sisley; doğa manzaraları ile bilinen bir ressamdır. Bunun yanı sıra resimlerinde gökyüzünü arka plan olarak değil ana unsur olarak kullanmıştır. Ayrıca akarsu, nehir, orman gibi doğal var oluşları betimlerken; lirik bir stil sergilemektedir. Bu görsellere farklı anlamlar katarak resimlerine net ve farklı olarak yansıtmıştır.

Ünlü ressam; açık hava manzaralarını farklı ve kendine özgü stili ile yansıtmıştır. Bunun yanı sıra “fırçanın şairi” olarak betimlenen sanatçı; manzara resimlerine renk ve çizim teknikleri ile duygusal hava katmayı başarmıştır.

Alexandre Cabanel Kimdir? Alexandre Cabanel Hayatı

Alexandre Cabanel

Alexandre Cabanel; 19. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. 1823 yılında Fransa’da doğan ünlü ressam; hayatı boyunca birçok tabloya imzasını atmayı başarmıştır. Bunun yanı sıra birçok ünlü ressamın hocalığını da yapan Alexandre Cabanel; III. Napolyon tarafından en sevilen ve beğenilen ressam olarak bilinmektedir. Portre alanında büyük bir şöhrete sahip olan sanatçı; bunun yanı sıra dini, klasik ve tarihi konuları da tablolarında işlemiştir. Ünlü ressam; 1889 yılında henüz 65 yaşında iken hayata veda etmiştir.

Alexandre Cabanel Hayatı

Alexandre Cabanel; 1823 yılında Montpellier’de dünyaya gelmiştir. Çocukluk yaşlarından itibaren resim sanatına olan tutkusu sebebi ile 17 yaşına geldiğinde Paris’te bulunan Güzel Sanatlar Okuluna gitmiştir. Güzel Sanatlar Okulunda 5 yıl eğitim görmüştür. Tüm sanatçılar açısından önemli olan Paris Salonu’na henüz 21 yaşında iken kabul edilmiştir. Resim sanatı açısından sergilediği yeteneği sayesinde henüz 22 yaşında iken Prix de Rome adlı ödüle layık görülmüştür.

Sunduğu eşsiz tabloları sebebi ile 40 yaşında enstitüye üye olarak seçilen ünlü ressam; aynı sene içerisinde Güzel Sanatlar Okulu’nda profesörlük yapmaya başlamıştır. Bu dönemde; Charles Fouqueray, François Guiguet, Paul Tavernier, Henri Regnault, Louis Royer, Charles Lucien Léandre gibi birçok ünlü ressamı yetiştirmiştir.

Alexandre Cabanel; 3 kere Paris Salonu’nda Büyük Onur Madalyası ile taçlandırılmıştır. Küçük yaşlarda girdiği Paris Salonu ile ilişkisini hiç koparmayan ünlü ressam; burada pek çok kez jüri üyeliği yapmıştır. 1863 yılında Paris Salonu; izlenimcilik akımına katılan pek çok ressamın resimlerini sergilemeyi reddettiğinde; Cabanel “Reddedilenler Salonu” isimli yeni bir salon kurmuştur. Tüm yaşamını sanata adayan ünlü ressam; 1889 yılında hayata veda etmiştir.

Alexandre Cabanel’in Eserleri

Alexandre Cabanel; hayatı boyunca pek çok tabloya imzasını atmayı başarmış bir sanatçıdır. Sanatçının bilinen en ünlü tablosu 1863 yılında yaptığı “Venüs’ün Doğuşu” isimli eseridir. Yapıldığı dönemde bu tablo; III. Napolyon tarafından satın alınmıştır. Ünlü ressam; bu tablonun daha küçük bir kopyasını 1875 yılında John Wolf isimli ünlü bir banker için yapmıştır. Ünlü ressamın bilinen 30’dan fazla eseri bulunmaktadır. Hala sergilenen bu eserler; sanat dünyasının başyapıtları arasında sayılmaktadır.

1843 yılında yaptığı “Albaydé” adlı bir portre çalışması bulunmaktadır. Portre konusunda profesyonel olan ünlü ressam; aynı zamanda dinsel, tarihsel temaları da sıklıkla eserlerinde kullanmıştır. 1870 yılında yaptığı “Death of Francesca da Rimini and of Paolo Malatesta” adlı eserinde tarihi bir olayı resmetmiştir.

Ünlü ressam’ın en büyük hayranı III. Napolyon olarak bilinmektedir. En ünlü eseri olan “Venüs’ün Doğuşu” adlı tabloyu satın almanın yanı sıra kendisi de ünlü ressama bir portresini yaptırmıştır. 1865 yılında “Napoleon III” olarak bu eser yayınlanmıştır. Ünlü ressamın bilinen eserleri arasında yer alan “Echo”; 1874 yılında yapılmıştır. 1883 yılında yaptığı “Love Messenger” adlı tablosu pek çok kişi tarafından beğenilmiştir. Bunun yanı sıra “Un Jeune Romain”, “Harmony”, “Pandora”, “Portrait of Prince Konstantin Gorchakov” gibi ünlü birçok eseri bulunmaktadır.

Etkilendiği Akımlar

Alexandre Cabanel; yaşadığı dönemin en popüler ressamları arasında yer almıştır. Sergilediği resimler pek çok kişi tarafından beğenilmiş ve takdir görmüştür. Ünlü ressam; resim sanatı üzerine eğitimi François Edouard Picot tarafından almıştır. Ayrıca resim sanatında “akademik sanat” anlayışı ile hareket etmiştir. Bu sebeple kesin ve klasik kurallardan ayrılmamıştır.

Ünlü ressam; akademik sanat üzerine çalışmalar yaptığından dolayı çalışmalarının tamamı “geleneksel” olarak tabir edilmektedir. Sanata; akıl çerçevesi içerisinde yaklaşmış olup; bu sebeple sanatında herhangi bir değişiklik yapmadan ilerlemiştir.

Sanatçının Stil Özellikleri

Alexandre Cabanel; geleneksel stilde hareket ettiğinden dolayı resimleri genellikle akademik sanat çerçevesindedir. Ünlü ressam; “L’art Pompier” akımının en önemli temsilcilerinden sayılmaktadır. L’art Pompier; akademik resim için kullanılan bir tabirdir. Klasik savaşçı figürleri, süvariler ve alegorik kişileri kullanma sanatı olarak da bilinmektedir.

Ünlü ressam; genellikle portre eserler vermiştir. Ancak dinsel ve tarihsel temaları da eserlerine işlemenin yanı sıra klasik konulara da eserlerinde sıklıkla yer vermiştir. Sanatçının en ünlü eseri olan “Venüs’ün Doğuşu”; kusursuz renk ve hatlar ile yapılmıştır. Bu eser mitolojik bir olayı anlatmakla birlikte kusursuz çizgileriyle de akademik sanat kullanılarak yapılmış nadir eserler arasında yer almaktadır.

 

Albrecht Dürer Kimdir? Albrecht Dürer Hayatı

Albrecht Dürer

Albrecht Dürer; 15. yüzyılın önde gelen ressamları arasında yer almaktadır. 1471 yılında Almanya’da dünyaya gelen ünlü ressam; aynı zamanda matbaacı ve matematikçidir. Ünlü ressam eserlerinde geç Gotik Flaman sanatını sergilemiş olup; ilk resim çalışmalarına 13 yaşında başlamıştır. Albrecht Dürer; 1528 yılında 57 yaşında hayata veda etmiştir. Ünlü sanatçının na’şı; Yuhanna Mezarlığına defnedilmiştir.

Albrecht Dürer Hayatı

Albrecht Dürer; kuyumcu bir babanın oğludur. Çocukluk yıllarını babasının kuyumcu dükkânında çalışarak geçiren ünlü ressam; ilk tablosuna kendi portresini çizerek başlamıştır. Bir yıl sonra yaptığı “Madonna ve Müzik Melekleri” adlı eseri ile resim yeteneğindeki başarısını kanıtlamıştır. 1486 yılında babasının aracılığı ile ressam Michael Wohlgemulh’un yanında çırak olarak işe başlamıştır. 3 yıl sonra çalıştığı atölyeden ayrılan sanatçı seyahat etme isteği ile pek çok ülke gezmiştir. İlk yağlı boya eserini ise; 1490 yılında babasını resmederek ortaya koymuştur.

Albrecht Dürer; bir yıl kadar Strasbourg’da yaşadıktan sonra Basel’e dönerek ilk büyük eseri olan kendi portresini (1493) ortaya çıkarmıştır. Bu eserden sonra tanınmaya başlayan ve birçok esere imzasını atan sanatçı; 1494 yılında bir tüccarın kızı ile evlenmiştir. 1521 yılında karısı ile yeniden Almanya’ya dönen sanatçı burada hastalanmıştır. Hastalandıktan sonra bile eserler üretmeye devam etmiş ve en ünlü yapıtları arasında olan “Dört Havari” adlı eserini bu dönemde oluşturmuştur.

Albrecht Dürer’in Eserleri

Albrecht Dürer; hayatı boyunca birçok esere imza atmakla birlikte; bilinen toplam 16 adet eseri vardır. Bu eserler arasında yer alan ilk tablosu “Albrecht Dürer The Elder” sanatçı tarafından 1490 yılında yapılmıştır. Suluboya tekniği ile ortaya çıkardığı eserler arasında yer alan “Young Hare”; ince detayları ve gerçekçi görünümü ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Sanatçı; ekonomik sebeplerden dolayı bir dönem gravür sanatı ile ilgilenmekle birlikte, bu sanatın da önde gelen isimlerinden biri haline gelmiştir. 1504 yılında yaptığı “Adam and Eve” adlı gravür çalışması; Rönesans döneminin en ünlü yapıtları arasında yerini almıştır.

1505 ile 1507 yılları arasında İtalya’ya giden ünlü ressam; burada kendini ve tekniğini ilerleterek yeniden yaşadığı yere dönmüştür. Ünlü ressam; İtalya’da öğrendiği perspektif sanatını eserlerine yansıtmıştır. 1512 yılında ortaya koyduğu “Mavi Kuzgunun Kanadı” pek çok kişi tarafından beğenilen bir eser olmuştur. Sanatçının bilinen eserleri arasında yer alan “Knight, Death and the Devil” (Şövalye,  Ölüm ve Şeytan) adlı yapıtını 1513 yılında tamamlamıştır.

1514 yılında yaptığı gravür eseri “The Melencolia”  adlı eserinde birçok metaforik anlam bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 1520 yılında çıktığı yolculukta gördüğü detayları da resmetmiştir. “The Port of Antwerp” bu yolculuk esnasında ortaya çıkardığı eserleri arasında yer almaktadır. 1528 yılında hayata veda etmeden önce “Columbine” adlı eserini 1526 yılında ortaya çıkarmıştır.

Albrecht Dürer’in Öncü Olduğu Akımlar

Albrecht Dürer; geç gotik üslubun öncüleri arasında yer almaktadır. Rönesans’tan önce ortaya çıkan bu akım; ön Rönesans olarak da adlandırılmaktadır. Bununla birlikte ünlü ressam; altar panosu, portre, bakır oyma baskı ve dinsel resim alanında da ünlü eserlere sahiptir. Ayrıca; gergedan gravürünü ortaya koyduğu sırada hayatı boyunca hiç gergedan görmemiştir. Tüm Avrupa; gergedanın nasıl bir hayvan olduğunu bu resim aracılığı ile öğrenmiştir. Ünlü sanatçı aynı zamanda gerçekçi dokunuşlar ile tasarladığı eserleri sebebi ile de pek çok kişi tarafından beğenilmiştir.

Ünlü Ressam; Kuzey Rönesans’ına da öncülük etmektedir. Resimlerine işlediği gerçekliğin yanı sıra yağlı boya tekniğini kusursuz kullanması bakımından da ileriki nesillere örnek olmayı başarmıştır. Sanatçının ortaya koyduğu eserler sayesinde Rönesans; Kuzey bölgesinde de görülmeye başlamıştır.

Albrecht Dürer’in Sanata Kattıkları

Albrecht Dürer; yaşadığı dönemin en ünlü isimleri arasında yer almaktadır. Resim yaptım demekten ziyade “tasvir ettim” cümlesini kullanan ilk ressam olarak bilinmektedir. Bunun yanı sıra derin gerçekliği resimlerine işlemesi sebebi ile gelecek nesillere farklı bir bakış açısı bırakmayı başarmıştır.

Ünlü ressam; insanın dış görünüşünün yanı sıra iç yansımasını da eserlerine katmak istemiştir. Oto portre çalışmalarının öncüsü olarak bilinmektedir. Bunun yanı sıra ressam; çağın sorunlarından yola çıkarak birçok eser meydana getirmiştir. Aynı zamanda ünlü ressam; kullandığı farklı baskı teknikleri sebebi ile eserlerinin herkes tarafından alınabilmesini de kolaylaştırmıştır.

Albrecht Altdorfer Kimdir? Albrecht Altdorfer Hayatı

Albrecht Altdorfer

Albrecht Altdorfer; 15. yüzyılın en önemli ressamları arasında yer almaktadır. 1480 yılında doğan ünlü ressam; küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan tutkusu ile bilinmektedir. Resim sanatının yanı sıra ünlü bir mimar ve gravürcü olan Altdorfer; Tuna Okulunun en büyük sanatçısı unvanına sahiptir. Manzara resimleri ile bilinen sanatçı; 1538 yılında henüz 58 yaşında iken hayata veda etmiştir. Sanatçı; yaşamı boyunca resim, mimari ve gravür üzerine pek çok eser bırakmıştır.

Albrecht Altdorfer Hayatı

Albrecht Altdorfer; 1480 yılında Regensburg’da dünyaya gelmiştir. Ancak ailesi yaşadığı maddi sıkıntılar sebebi ile Regensburg’u terk etmiştir. Küçük yaşlarından itibaren resim sanatına olan tutkusuyla bilinse de siyaset alanında çalışmalar yapmıştır. Ünlü ressam; dışişleri ve içişleri alanında kent meclisi üyesi olarak çalışmalar sergilemiştir. 1508 yılında ailesinin göç etmek zorunda kaldığı memleketinin vatandaşlığını almış ve oraya yerleşmiştir. Burada ilk resim siparişini alan ünlü ressam; Tuna nehrinin manzara ve natürel doğasından oldukça etkilenmiştir.

Albrecht Altdorfer; manzara resimleri konusunda uzmanlığını 1520’li yıllarda eline almıştır. Bu dönemde resim sanatı stilinde büyük değişimler yaşamıştır. Bunun yanı sıra ünlü ressam; gravür alanında da çalışmalar gerçekleştirmiştir. Protestanlık inancını benimseyen sanatçı; yaşadığı dönemde bu inanç tercihi sebebi ile sıkıntılar yaşamıştır. Sanatçı; resim sanatının yanı sıra siyasal kişiliği ile de tanınmaktadır.

Ünlü ressam; birçok kilise mihrabı da yapmıştır. Bunun yanı sıra siyasal ve tarihi resimler de gerçekleştirmiştir. Hayatının büyük bir bölümünü Regensburg’da geçiren ünlü ressam; yalnızca manzara incelemek için Tuna nehri üzerine birçok gezide bulunmuştur. Hayatını siyasetin yanı sıra manzara resimlerine adayan ünlü ressam; 1538 yılında hayata veda etmiştir.

Ressamın Eserleri Nelerdir?

Albrecht Altdorfer; yaptığı manzara resimleri ile tanınsa da St. Florian kilisesi için yaptığı mihraplar ile de tanınmaktadır. Bu mihraplar daha sonra Prag, Floransa ve Nürnberg’e dağıtılmıştır. Bunun yanı sıra Wilhelm IV tarafından sipariş edilen bir dizi klasik savaş anıtı arasında en ünlü eseri büyük boyutta yaptığı “İskender’in Savaşı” olarak bilinmektedir.

1520’li yıllarda resim sanatı stilini tam olarak oturtan sanatçı; birçok manzara resmine imzasını atmıştır. Bu dönemde yaptığı “Regensburg Manzarası” ve “Değirmenli Manzara”; popüler eserleri arasında yer almaktadır. Sanatçının ilk eseri; 1507 yılında yaptığı “Satyr Ailesi” olarak bilinmektedir. 1510 yılında yaptığı “Mısır’a Kaçış Yolunda Dinlenme” adlı eseri de bilinen yapıtları arasında yer almaktadır.

Ünlü ressam; hayatının ilerleyen yıllarında tarzında değişiklikler yapmıştır. “Bakire’nin Doğumu”, “Çarmıha Geriliş”, “Susanna ve Yaşlılar”, “George ve Canavar” gibi birçok resim sanatından eseri bulunmasının yanı sıra; ünlü ressam tahta baskı ile de pek çok eser vermiştir. Tahta baskı eserleri arasında “Tahta Oymalar” ve “İnsanın Düşüşü ve Kurtuluşu” bilinen eserleri arasında yer almaktadır. Ünlü ressamın bilinen son eseri ise 1531 yılında yaptığı “Yoksulluk ve Zenginlik” adlı eseridir.

Etkilendiği Akımlar Nelerdir?

Albrecht Altdorfer; Rönesans döneminde yaşamakla birlikte manzara resimlerine olan ilgisi sebebi ile natüralist olarak adlandırılmaktadır. Gördüğü ve etkisi altında kaldığı manzara resimlerinin yanı sıra hayali manzara resimleri de yapmıştır. Bunun yanı sıra ünlü ressam; dinsel çalışmaları da dâhil olmak üzere çizimlerinde fantastik öğelere sıklıkla yer vermiştir.

Ünlü ressam; oymacılık alanında da birçok çalışma yapmıştır. Bu çalışmalarında İtalyan Nielloların etkisi altında kalmıştır. Sanatçının; manzara resimlerinde ünlü Alman ressam Cranach’ın etkisi altında kaldığı görülmektedir. İlerleyen yıllarda sanatçı kendi tarzını oluşturarak salt manzara resimlerini ortaya çıkarmıştır.

Sanatçının Stil Özellikleri Nelerdir?

Albrecht Altdorfer; kendi stilinde büyük değişiklikler yapmış bir ressamdır. Manzara resimlerine çalıştığı ilk yıllarda soft renkleri tercih etmiş; ancak ilerleyen yıllarda daha sert ve keskin renkler kullanmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra 1530’lu yıllardan sonra salt manzara resimlerini hayata geçirmiştir. Bu türde; resimlerde herhangi bir figür bulunmamaktadır. Sanatçı; renkler ve tonlar ile manzara resimleri ortaya çıkarmıştır.

Ünlü ressam; insan figürlerini ve doğa motiflerini duygusal bir anlatı içerisinde gerçekleştirmiştir. Kullandığı figürlere; jest, mimik ve duygu katmak amacı ile farklı biçim değişiklikleri yapmıştır. Eserlerinde ortaya çıkardığı; fantastik mekân ve figürler ile de stiline farklı bir yön kazandırmıştır. Sanatçının birçok eseri sergilenmekte ve stil bakımından incelenmektedir.

Albert Gleizes Kimdir? Albert Gleizes Hayatı

Albert Gleizes

Albert Gleizes; 19.yüzyılın önemli ressamları arasında yer almaktadır. 1881 yılında Paris’te doğan ünlü ressam; 1953 yılında 71 yaşında iken hayata veda etmiştir. Yaptığı eserleri ile ileriki nesillere örnek olmayı başaran ünlü ressam aynı zamanda yazarlık ve teorisyenlik ile de yakından ilgilenmiştir. Farklı bakış açısı ve sanata kattığı değişiklikler ile bilinen ünlü ressam; hayatının büyük bir kısmını resim sanatına adayarak geçirmiştir.

Albert Gleizes Hayatı

Albert Gleizes; 1881 yılında Fransa’da doğmuştur. Küçük yaşlarda babasının atölyesinde çalışan ünlü ressam 1906 yılında “Abbaye” grubuna katılarak hayatına farklı bir yön vermiştir. Küçük yaşlarından itibaren resim sanatı ile ilgilenen ünlü ressam; 1910 yılında “kübizm” akımına dâhil olmuştur. Resim sanatına olduğu kadar yazmaya da ilgili olan ünlü ressam; 1912 yılında “Kübizm ve Kübizmi Anlamanın Yolları” adlı bir eser yayınlamıştır. Bunun yanı sıra hayatı boyunca kendi imzasını taşıyan toplam 5 eser daha yazmıştır.

Albert Gleizes; 1919 yılında seyahat etmek ve kendine yeni fikirler edinmek amacı ile Amerika, İspanya ve Kanada’ya geziye çıkmıştır. Bu geziden sonra tekrar Paris’e dönerek; 1923 yılında Serrieres adlı kilisenin dekorasyon işini alarak başarılı bir iş çıkarmıştır. 1927 yılında; genç sanatçılara destek olmak ve geleceğe katmak amacı ile “genç zanaatkârlar” adına bir dernek kurmuştur. 1938 yılından sonra Méjares’e yerleşerek hayatını sakin bir şekilde geçirme kararı almıştır. Ünlü ressam; 1953 yılında hayata veda etmiştir.

Albert Gleizes’in Eserleri

Albert Gleizes; resim sanatında birçok eser vermekle birlikte yazım alanında da pek çok esere sahiptir. Ünlü ressamın ilk eseri 1909’da ortaya çıkardığı “Sitting Nude” adlı yapıtı olarak bilinmektedir. 1910 yılında “House in a Valley” adlı yapıtı ile herkes tarafından tanınmaya başlamıştır. Kübizm akımına katılan sanatçı bu akımı eserlerine profesyonel bir şekilde yansıtmayı başarmıştır.

1911 yılında “Portrait of Jacques Nayral” adlı eserini tamamlamıştır. Keskin çizgileri ve kullandığı renk tonları ile dikkat çekmiş olup; 1912 yılında “Les Baigneuses” adlı eserini yayınlamıştır. Aynı yıl yaptığı “The Cathedral of Chartes” adlı eseri; bilinen en ünlü eseridir. 1917 yılında yaptığı “Brooklyn Köprüsü” adlı eserinde ise soyutlama tekniğini kullanmıştır.

Albert Gleizes; resim sanatına farklı yaklaşımı sayesinde kısa sürede belirli bir kitlenin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Hayatının ilk yıllarında “non-figüratif” eser biçimini benimseyen sanatçı; hayatının sonlarına doğru kendini dini resim çizmeye adamıştır. Ünlü ressamın 1920 yılında ortaya çıkardığı “Kompozisyon” adlı eseri pek çok kişi tarafından bilinen en önemli kübist resimler arasında yer almaktadır. 1921 yılında “Figure Cubiste” adlı eseri ile sentetik kübizme geçiş yaptığını vurgulamıştır. Bunun yanı sıra 1924 yılında yaptığı “Schoolboy” adlı çalışması bilinen eserleri arasında yer almaktadır. Ünlü ressama ait pek çok kübist eser; günümüzde halen sergilenmektedir.

Etkilendiği Akımlar

Albert Gleizes; ilk resim yıllarında izlenimcilik akımının etkisi altında kalmıştır. Ancak daha sonra ünlü ressam Cézanne’nin etkisinde kalarak kübizm akımına geçiş yapmıştır. Kübizm akımının tanınması ve bilinmesi bakımından sürekli çaba gösteren sanatçı; kübizmi tanıtan ve anlatan pek çok esere imza atmıştır. Bunun yanı sıra kübizm akımının kuramsal ilkelerinin Amerika ve Avrupa ülkelerinde bilinmesi ve tanınmasını da sağlamıştır.

Ünlü ressam; resimlere geometrik şekiller ekleyerek kübizm akımını desteklemekle birlikte; içerik olarak da geleneksel temaları işlemiştir. 1912 yılında tamamen “sentetik kübizm” akımını benimseyen ünlü ressamın tüm eserleri kübizm akımı altında şekillenmiştir. Bunun yanı sıra hayatının sonlarında kübist akımı altında dinsel figürleri de eserlerine yansıtmıştır.

Sanatçının Stil Özellikleri

Albert Gleizes; kübizm etkisi altında çalışmalar sergilediğinden dolayı kübizm akımının sert sade üslubunu yansıtan çalışmalar gerçekleştirmiştir. Biçim ve renk bakımından değişikliğe giden sanatçının resimlerinde genellikle sakin renk tonları bulunmaktadır. Bunun yanı sıra resimlerinde yer alan sert geometrik çizimler; sanatçının stilinin en belirgin özellikleri arasında yer almaktadır.

Ünlü ressam; kübizm akımı altında çalışmaya başladıktan sonra zaman içerisinde eserlerinde ünlü ressam Pablo Picasso ve Georges Braque etkilerini yansıtmaya başlamıştır. Hayatının sonlarına doğru dinsel temaları işleyen ünlü ressam; bu resimleri kübizm akımını yansıtarak gerçekleştirmiştir. Yaptığı çalışmalar sebebi ile kübizm akımını yansıtan en önemli kişiler arasında yer almış ve eserleri gelecek nesillere kadar aktarılmıştır.

Albert Bitran Kimdir? Albert Bitran Hayatı

Albert Bitran

Albert Bitran, 20. Yüzyıl Paris Ekolü’nün önemli ressamlarından olup; resim, heykel ve seramik, baskı ve gravür ile ilgilenmiş, çok yönlü bir sanatçıdır. 1931 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş ve 2018 yılının Kasım ayında, 87 yaşında vefat etmiştir. Çok yönlü ressam, soyut resim alanında ve heykel alanında verdiği eserler ile sonraki nesillere örnek timsali olmuştur. Türkiye’deki Paris Ekolü’nün öncü isimlerinden olan Bitran, yaşamını ressamlığa adamıştır.

Albert Bitran’ın Hayatı

Albert Bitran, 1931 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir.  Saint Michel Lisesi’nde lise hayatını tamamlamış yükseköğrenimi için Paris’e gitmiştir. Ancak mimarlığı bırakıp kendini tamamen ressamlığa adamıştır.

İlk sergisini daha 20 yaşında Paris Galerie Arnaud’da sergilemiştir. Serginin katalog metnini Roche’nin kaleme aldığı ilk sergisini, Paris’te Denise Rene Galerisi’nde kişisel olarak açmış olup, eserlerini sanatseverler ile buluşturmuştur. Eserleri, Paris’te ünlü tiyatro yazarların oyunlarının gösterime sunulduğu Babylon Tiyatrosu’nda da sergilenmiştir. İlk zamanlarda geometrik soyut resme yönelmiş olsa da sonra araştırma resmine yönelmiş olup; hayatı boyunca bu yolda ilerlemiştir. Bu yöndeki ilk araştırmaları için Güney Fransa’ya giderek, peyzaj temasına odaklanmıştır.

1958’de Claude Ledoux ile evlenip Fransız vatandaşlığını almıştır. Böylece çalışmalarına Paris’teki atölyelerinde devam edebilmiştir. İtalya’da uzun süre bulunmuş olup; burada da sergiler açmıştır. 1962 senesinden itibaren gravür, litografi ve seramiğe ilgi duyarak; bu alanın önemli isimleriyle çalışma fırsatı elde etmiştir. Seramik ve çimento kullandığı bir heykelini Paris Les Halles’deki bir sergide sanatseverlerle buluşturmuştur. Bitran, İskandinavya’da düzenlediği ilk sergisinden sonra Kuzey Avrupa ve Hollanda’da büyük ilgi görmüştür.

1981 yılında Fransa Saint Die Müzesi’nde tuval, desen ve baskılardan oluşan büyük bir sergi açıp; sonraki sene Danimarka’da tekrar büyük bir sergi açmıştır. İstanbul’da olan ilk retrospektif sergisi ise; 1983 senesinde Institut Français’in desteğiyle Beşiktaş’taki eski İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenmiştir. “Kemerler- Resim ve Heykeller” adlı sergisi sırasıyla İstanbul’da Aksanat galerisinde, Fransa’da Toulouse’deki Espace Ecureuil galerisinde sergilenmiştir. Bu serginin ilhamını İstanbul’daki çocukluğundan ve Türkiye ziyaretlerinden aldığını belirtmiştir.

Soyut resim alanında başarılı olan sanatçının eserleri; Fransa, Avusturya, Danimarka, Norveç, İsveç, Hollanda, İngiltere, ABD ve Türkiye’de birçok sergide yer almıştır. Ayrıca Albert Bitran’ın, Fransa’da Sanat ve Edebiyat Subayı nişanına sahip olduğu bilinmektedir. Ünlü ressam, 9 Kasım 2018 yılında hayatını kaybetmiştir.

Albert Bitran’ın Eserleri

Albert Bitran, ilk eserlerini, 1951 yılında Arnoud ve Denise Rene galerilerinde sergilemiştir. Bilinen, soyut sanatını kullandığı ve lirik soyutlama döneminde oluşturduğu ilk eseri, 1958 yılında oluşturduğu “Ours Petrifies” tır. Soyut sanatını kullandığı en önemli eserleri ise sırasıyla; Apres Le Pluie, Moins Visible, Deus Rogues, Composition, Composition Bleu Au Dessin, Anguilaine Gris Et Rouge, Noir, Jaune Et Bleu, Arcades, Abstract Composition, Effocement Des Noirs, Oblique, Rouges Et Gris D’ete ve Terres De Silence olarak bilinmektedir.

Seri olarak çıkardığı eserleri de bulunmaktadır. “Atölye” temasını, “Çiftler”, “Sextuor”, “İçerisi-Dışarısı”, “Büyük Formlar”, “Kemerler”, “Siyahlar”, “Lateraller” temasını ve “Oblikler” temalarını işleyerek seriler oluşturmuştur. Ünlü ressamın resimlerinin de bulunduğu ilk heykel sergisi “Kemerler- Resim ve Heykeller” adı altında sergilenmiştir. Resimleri dışında yazıları, kitapları ve resimlediği kitapları da vardır.

Albert Bitran, 2000 yılından itibaren Montroge’da yaşamaya başlamış, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde sık sık Türkiye’ye gelmiştir. 2008 yılının Şubat ayında İstanbul Fransız Kültür Merkezi galerisinde sergilenmiş olan “Eller” çalışmasını yazarlarla gerçekleştirmiştir. Bu tarihle aynı zamanlı olarak Ankara Nev Sanat Galerisi’nde “Bitran, Resimde 50 Yıl” adı altında retrospektif bir sergi yapılmıştır.

Sanatçının Etkilendiği Akımlar

Albert Bitran, 1950 ve sonrasında oluşan geometrik soyutlama akımından etkilenmiş, bu alanda önemli eserler vermiştir. Bitran, Paris Türk Ekolü pentür akımının önemli sanatçılarındandır.

Belirli bir çizgi ve davranış tasvir eden sanatçı, daha çok eserlerini geometri çıkışlı oluşturmuştur. Lirik dışavurumcu bir sanat tarzı olan ünlü ressam, sadece salt mimari değil kaligrafi ile de ilgilenmiştir.

Albert Bitran Hangi Alana Öncülük Etmiştir?

Albert Bitran, öncelikle soyut resim alanına öncülük etmiştir. Geometrik soyutlama alanından arayış alanına yönelmiş, bu alanda da birçok eser vermiştir. Lirik soyutlama alanında da eserler veren ünlü ressam, bu alanda da çok başarılı olmuştur.

Charles Estienne ünlü ressamların eserlerini “resmetmek” ve “kılık değiştirmiş soyut”a yönelik bir metot olarak tarif etmektedir. Paris Ekolü yağlıboya tablo alanında da önemli eserler vermiştir.

Abidin Dino Kimdir? Abidin Dino Hayatı

Abidin Dino

Abidin Dino, karikatürist, film yönetmeni,  yazar, sanat tarihçisi ve ressamdır. 1913’te Türkiye’nin İstanbul şehrinde dünyaya gelmiştir. Çağdaş Türk resminin en önemli isimlerinden biridir. D grubu ve Yeniler Grubunun temsilcilerinden olan Dino; çok yönlü bir ressamdır.1913’te İstanbul’da doğmuş olan Dino,  resim sanatına çok önem vermiştir.

Abidin Dino’nun Hayatı

Sanatçı yönü gelişmiş, karikatürist aynı zamanda yazar ve sanat tarihçisi olan ünlü ressam Abidin Dino; 1913 yılında İstanbul’da doğmuştur. Ressamın doğumundan altı yıl sonra ailesi İsviçre’nin Cenevre kentine yerleşmiştir. On iki yaşına kadar Türk ressamın çocukluğu burada geçmiştir. Sonraları ise ressamın ailesi Avrupa’nın çeşitli yerlerine taşınmıştır.

Ailesi ile Birinci Dünya Savaşından sonra 1920’de Paris’e yerleşmiş beş yıl sonra ise Korfu Adası vasıtası ile İstanbul’a dönüş sağlamışlardır. Ressamın önce babasının sonrasında da annesinin vefat etmesi ile beraber resme olan ilgisi ve sevgisi gittikçe artmıştır. Mutluluğun ressamı olarak da bilinen Abidin Dino, resme olan yeteneğini keşfettikten sonra Robert College’deki eğitimini yarıda bırakmış, resim ve karikatür alanına yönelmek istemiştir.

Resimlerinde çizgi ve desenleri ön planda tutmuş, işçi, köylü tiplerini kendine has bir üslup ile işlemiştir. Adana’nın Çukurova ilçesinde bulunan pamuk işçilerinin çalışma şeklini ve yaşadıklarını tema olarak alan eserler ortaya koymuştur. Türk resminin öncülerinden olan ressam, birçok sanat dalıyla uğraşmış ve bu alanlarda kendine özgü eserler vermiştir. İnsanı düşündüren resimlere ağırlık vererek çalışmalarına o dönemki ruh halini de yansıtmıştır.

Gertrude Stein, Eisentein, Tristan Tzara, Andre Malrauxve Pablo Picasso gibi, o dönemin fazlaca duyulan isimleri ile arkadaşlıklar kurarak bu sanatçılardan sanat bazında etkilenmiştir. Yaşantısının çoğunluğunu yurt dışında geçiren ressam, ülkesine hep özlem duymuştur. Ülkesine geldiği yıllarda ise Anadolu’da birçok yeri gezip, bölgeye ait resim çalışmaları yapmıştır.

Abidin Dino, ülkede sanatın yaygınlık kazanması amacı ile Elif Naci, Nurullah Berk, Zeki Faik İzler, Cemal Tollu, ve Zühtü Mürüdoğlu ile birlikte 1933 yılında “D Grubu” adını verdiği sanat topluluğunu kurmuştur. 1990 yılında kanser teşhisi konulan Türk tarihinin modern ressamı, 7 Aralık 1993 günü Fransa’nın başkenti olan Paris’te yaşamını yitirmiştir.

Abidin Dino’nun Eserleri

Abidin Dino, zaman zaman belli aralıklarla Türkiye’de sergiler açmış ve yaptığı resimleri hayranlarıyla paylaşmıştır. Kendi yurdunda ilk kişisel sergisini 1969’da açma fırsatı bulmuştur. Sergisinin ismi ise “Ravouna”dır. Ressamın “Eller Parmaklar, Acılar, Tedirginler, Acayipler, Domatesler” başlıklı resim sergisi 1984 yılında; “Bu Dünya” adlı sergisi ise 1987 yılında İstanbul’da hayranlarına sunulmuştur.

Fransa Plastik Sanatlar Birliği’nin on ur başkanlığını yapmış olup; aynı zamanda Dünya Sanat Sergisi danışmanlığını da üstlenmiştir. 1930’da Portre adlı eserini yapan ressam, 1941’de Gerilla Desenleri ve 1955’te Pumpkin adlı çalışmasını bitirmiştir. Türk ressam 1956’da ‘Uzun Yürüyüş’ adlı, 1967’de ise kendi resmini çizerek ‘Oto portre’ adlı resmini yapmıştır.

1968’in Mayıs ayında May 68 adlı çalışmasını bitirmiş olup; bir yıl sonra ise Mehmet Ali Aybar adlı eserini yapmıştır.1971’de Untitled ve 1993’te Villejuif adlı resim çalışmalarını bitirmiştir. Eller, Antibes, Natürmort, Nazım Hikmet, Uzun yürüyüş, Balık Pazarı, Figürlü Kompozisyon adlı bilinmeyen yıllara ait eserleri de bulunmaktadır. Ayrıca ressam D Grubu Sergisi’nden Madenci adlı çalışmasını yaparak açtığı D Grubunu simgelemek istemiştir.

Resim Sanatının Duyulan İsmi Abidin Dino’nun Eserlerinin Sergilendiği Yerler

Modern Türk resminin önde gelen isimlerinden biri olan Abidin Dino, memleketine duyduğu özlemden dolayı bazı eserlerini ülkesinde sergilemek istemiştir. Sanat dünyasında ün yapmış ressamın eserleri; İstanbul Sakıp Sabancı Müzesi, Mardin Kent Müzesi gibi ülkenin birçok yerlerinde sergilenmiştir.

Bunun yanı sıra ünlü ressam, sergilerini Fransa’nın, Cezayir’in ve Amerika’nın bazı şehirlerinde de sergilemiş ve sevenleri ile buluşmuştur. Farklı sanat akademilerinde de eserleri sergilenmektedir.

Abidin Dino Hangi Akımlardan Etkilenmiştir?

Ressam, karikatürist, film yönetmeni ve yazar olan Abidin Dino,  İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte aktif politikaya dâhil olmuş ve halktan yana bir görüş benimsemiştir. Bu yıllarda savunduğu görüşünden dolayı önce Çorum Mecitözü’ne sonra ise Adana’ya sürgüne gönderilmiştir.

Sürgün sona erince İstanbul’a dönmüş, 1952 yılında yurt dışına çıkış yasağı kalkınca Paris’e yerleşmiştir. Savaş yıllarındaki sorunlardan ve gerginleşen sanat ortamındaki birçok akımdan etkilenmiş ve bu akımları savunmuştur.  Bu kapsamda; gerçeküstücülük, dışavurumculuk, soyut dışavurumculuk akımlarının etkisi altında kalmıştır. Modernlik anlayışına ve sanat kültürüne çok önem veren ressam, aynı zamanda Türk Modernizmi akımını da benimsemiştir.